«

»

Mar 10 2012

Bu Yazı bas

Türk Ressamların Tabloları-Geniş Arşiv

 

 

Mustafa Ayaz Resimleri 

 
 



Mustafa Ayaz Resimleri/Eserleri

Türk ressam ve öğretim üyesi
Mustafa Ayaz, (d. 1938 Trabzon) Türk ressam, öğretim üyesi
İlköğrenimini Çaykara Merkez İlkokulu’nda tamamladıktan sonra, sınavını kazanarak girdiği Pulur İlköğretmen Okulu’nda üç yıl okudu. Resim öğretmenlerinin yeteneğini keşfetmesiyle İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Resim Semineri’nin sınavına girdi. Sınavını kazandığı resim seminerinden 1959 yılında mezun oldu. Aynı yılda Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne iki çalışması kabul edildi.

1960 yılında yetenek sınavı ile Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünden 1963’te mezun oldu. 1966’da mezun olduğu okulda asistan oldu. Asistanlık tezini Arkaik, Klasik ve Barok uslupları konusunda vererek bölüme öğretmen olarak atandı.

1973 yılı itibarıyla üç yıl Hacettepe Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi’nde ek görev yürüttü. 1985’te aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim bölümüne öğretim görevlisi olarak atandı. Bir yıl sonra kendi isteği ile emekli oldu.

1987 yılında profesör olan Mustafa Ayaz, aynı yıl Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’de öğretim üyesi oldu. 1988 yılında bu görevinden de ayrıldı.

Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda sergi açan, karma sergi ve bienallere katılan sanatçının 400’den fazla yapıtı yurtdışı koleksiyonlarda bulunurken 4000’e yakın yapıtı ise yerli koleksiyonlarda yer almaktadır.

2001 yılında, Ressam Prof. Adnan Turani ile İstanbul Güzel sanatlar Akademisi’nin 2002’de Ressam Nuri Abaç ve Gazi Eğitim Resim- İş bölümü’nün 2003’te Ressam ve Sanat Eğitimcisi Turan Erol ve Türkiye İş Bankası’nın 2004’te Seramik sanatçısı Hamiye Çolakoğlu ve Anadolu Üniversitesi’nin 2005’te Prof. Mürşide İçmeli ile Eczacıbaşı Topluluğu’nun 2006’da Ressam Kayıhan Keskinok ile Sabancı Topluluğu’nun değer görüldüğü ÇAĞSAV Onur Ödülü’nü 2007’de Yaşar Holding ile paylaşan Mustafa Ayaz, Ankara’da çalışmalarını sürdürürken 5000 m2 kullanım alana sahip inşaatına 2003 yılında başlanan ve ileride vakfa dönüşecek olan kendi adıyla “Mustafa Ayaz Müzesi ve Kültür Merkezi” 2008 yılı sonuna kadar sanatseverlerin hizmetine gireceği tahmin edilmekteyse de “Mustafa Ayaz Yaz Karması” sergisinden de anlaşılacağı gibi Temmuz 2008’de hizmete girdi.

Ödülleri
1969 Gençler Arası Resim Yarışması, 2. Mansiyon
1971 TRT Sanat Ödülü
1971 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi 2.’lik Ödülü
1972 34. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü
1973 Cumhuriyetin 50. Yılı Resim Yarışması Başarı Ödülü
1975 DYO Resim Yarışması Başarı Ödülü
1977 DYO Resim Yarışması Başarı Ödülü
1980 41. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü
1982 DYO Resim Yarışması Mansiyon
1983 Meteksan Desen Yarışması Başarı Ödülü
1983 44. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü
1986 Türkiye Petrolleri A.Ş. Resim Yarışması Başarı Ödülü
1988 Mimar Sinan 400. Yılı Anma 2.’lik Ödülü
1999 Hacettepe Üniversitesi 1998- 1999 Akademik Yılı Sanat Ödülü
2005 EgeArt Sanat Fuarı Ödülü
2007 ÇAĞSAV Onur Ödülü
2007 ArtForm Ankara 3. Plastik Sanatlar Fuarı Mustafa Ayaz Müzesi Kurum Onur Ödülü
2008 Plastik Sanatlar Kurumu Resim Dalında Yılın Sanatçıları Ödülü

Kişisel Sergilerinden Seçmeler
2008 Yaz Karması Mustafa Ayaz Müzesi ve Kültür Merkezi, Ankara
2008 Mustafa Ayaz Sanat Galerisi, Ankara
2007 Mustafa Ayaz sanat Galerisi, Ankara
2007 Doku Sanat Galerisi, İstanbul
2006Doku Sanat Galerisi, Ankara
2005 S. Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi, İzmir
2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005 Doku Sanat Galerisi
……
……
……
1967 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Ankara

 
Ezgi Esen – Artimetre
 
Ahu Can Has Koleksiyon Sergisi – Türk Resim Sanatının Öyküsü – Rezan Has Müzesi
 

 
 
Konu başlığı: Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü Devam Ediyor.
Sanat eleştirmeni: Ahmet Nuray
Rezan Has Müzesi içinde yer alan Türk resim sanatının öyküsünü, İstanbul 2010 Avrupa kültür sanat başkenti sanat şöleni kapsamında dile getirmeye başladı. Ahu ve Can Has koleksiyonu ile birlikte sergilenen ünlü Türk ressamlarımızın eserleri bir ayaya geldiler. Sanatın üstün meziyetlerine katkıyı devam ettiren HSBC bankasının destekleri ile oluşturulan Türk resim sanatının bir asırdan beri süren öyküsünü Rezan Has müzesinde görebilirsiniz. Türkiye’nin nadide ressamlarından oluşan resim koleksiyonun tarihsel öyküsünün sergilendiği salonda sanatseverler bir araya gelecek. 2010 İstanbul Avrupa kültür başkenti olma yolunda hazırlıklarına devam ederken, Türk resim sanatının ünlü ressamlarının bir arada olduğu Rezan Has müzesi kapılarını sanatseverlere açık tutacak.Türk resim sanatı tarihinin en iyi koleksiyonunu oluşturan karma resimleri sergide, önemli yüz eserin sanatseverlerin beğenisine sunuldu. 2010 Avrupa kültür başkenti olan İstanbul şehrinin sanatsal şenliklerinde gezilebilecek en iyi mekânlardan biri olan Rezan has müzesi, oryantalist ressamlardan en iyi örnekleri sunacak. Örnek olarak Fabiust Brest, Alberto Pasini, Fausto Zonaro gibi sanatçıların eserlerini, Türk resim sanatının bir asırlık öyküsü adı altında bulunan yapıtların, müze içindeki iki sergi salonunda birden izleyicilerini bekliyor. Diğer ünlü ressamların kültür resimleri eserlerine örnek olarak Osman Hamdi, Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa, Mahmut Cûda ve Feyhaman Duran gibi ünlü isimlerin yer aldığı sanat şöleninde buluşacağız. Türk Resim Sanatının önemli isimlerine örnek olacak çağdaş ressamlarımızdan Erol Akyavaş, Burhan Doğançay ve Kemal Önsoy gibi sanatçıların en iyi eserlerinden örneklerin yer aldığı Has müzesinde buluşmak üzere demeliyim. Yetkili kültür sanat danışmanları tarafından özenle seçilen yüz özel eser iki ayrı sergi salonunda teşhir edilecek. Türk resim sanatı tarihinin eşsiz Oryantalist sanatçılarından, ilk dönemin Türk empresyonistlerine kadar olan zaman dilimindeki eşine ender rastlanan yapıtların bir arada olduğu resim sergisini kaçırmak istemeyen sayın üyelerimize hatırlatmakta yarar var sanırım.
D grubu ressamlarından itibaren günümüze kadar uzanan zaman dilimindeki Türk resim sanatının önemli eserlerini izleyici ile buluşturacak Rezan Has müzesine, sanatseverler adına teşekkür ederim.

Sanat dünyasının önemli isimlerinden olan Ahu ve Can Has’ın daha önce sergilenmemiş ve merak edilen koleksiyon sergisinden yola çıkarak, “Türk Resminde Yüzyılın Tablosu” adı verilen sanat eserlerinin yansımaları yeni yılla birlikte devam edeceğine eminim. Kendi alanlarında kültür sanatının zirvesine tırmanan kültür resimleri sanatçıların, farklı örnekler eşliğinde sanata yeni bir bakış açısı sunmayı hedefleyen sergide, uzun yıllar boyu gösterilen gayretle bir araya getirilmiş özel bir koleksiyonun öyküsünü anlatan tabloların renkli dünyasının yansımasını görebiliriz.
Sergideki kültür temsilcileri eserlerin oryantalist dönemden başlayarak, günümüze kadar uzanan zaman yolculuğunda, farklı ressamların sosyal kültürel ve ekonomik yapısını işledikleri yapıtların tarihsel hikâyesini mutlaka belleğimize nakşetmeliyiz. Hayatımızın gündelik yaşam kareleri arasında yer alan, sanata otantik düşünce tarzının yansıtıldığı bu eserler sayesinde, Türk resim sanatının gelişimine tanık olacağız.
Tarihin bilinmeyen yönlerinin yansıması olan sanat eserlerinin, Türkiye’deki modernizm gelişimi ile ilgili, Anadolu resim sanatı kapsamındaki değerlendirilmesi amaç edinilmiştir. İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanatsal faaliyetlerine örnek olacak resim koleksiyonuna sahip çağdaş ve modern fikirli Rezan Has Müzesi, Türk Resminde Yüzyılın Tablosu adı verilen zengin içerikli serginin yansımaları, İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanat etkinliklerinde uzun süre gündemde kalacağına inanıyorum. Modernizm gelişim sürecini sanatseverlerin beğenisine sunulan eserler arasında; Avni Abraş, Şeker Ahmet Paşa, Zeki Faik İzer, Şefik Bursalı, Fikret Mualla, Sabri Berkel, Burhan Uygur ve Burhan Doğançay gibi sanata yeni bir bakış açısı getiren, ünlü üstatların eserleri yer almaktadır. Türk resim sanatının önemli çağdaş yağlıboya eserlerine farklı örnekler sunan müze yetkililerini, Türk empresyonist sanatçıları adına kutlarım.

İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanatsal faaliyetlerine örnek olacak resim koleksiyonuna sahip Rezan Has Müzesi, Türk Resminde Yüzyılın Tablosu adı verilen zengin içerikli serginin yansımaları; İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanat etkinliklerinde uzun süre gündemde kalacağına inanıyorum. Modernizm gelişim sürecini sanatseverlerin beğenisine sunulan eserler arasında; Avni Arbaş, Şeker Ahmet Paşa, Zeki Faik İzer, Şefik Bursalı, Fikret Mualla, Sabri Berkel, Burhan Uygur ve Burhan Doğançay gibi sanata yeni bir bakış açısı getiren Ünlü üstatların eserleri yer almaktadır. Türk resim sanatının önemli yağlıboya eserlerine farklı örnekler sunan müze yetkililerini, Türk empresyonist sanatçıları adına kutlarım. D grubu ressamlarından itibaren, günümüze kadar uzanan zaman tünelinde sanatının zirvesindeki ünlü ressamlar tarafından üretilen sanat eserlerinin bulunduğu resim koleksiyonunu, yetkili empresyonist sanat eleştirmenlerinin kaleminden tarihin altın sayfalarına nakşedileceğine inancım her geçen gün daha da artmaktadır.

Ahu ve Can Has koleksiyonunda yer alan yapıtların ünlü ressamları: Mahmut Cuda, Nuri İyem, Ovidio Kurtovich, Nejad Melih Devrim, Amadeo Preziosi, Nedim Günsür, Ömer Adil, Sabri Berkel, Namık İsmail, Alberto Pasini, Ali Çelebi, Orhan Peker, Mihri Müşfik, Cevat Dereli, Eşref Üren, Halife Abdülmecid. Edip Hakkı Köseoğlu, Nazmi Ziya, V. Huguet, Cemal Tollu, Abidin Dino, Nuri İyem, Hoca Ali Rıza, Rudolf Ernst, Mahmut Karatoprak, Vecihi Bereketoğlu, Nedim Günsür, Burhan Uygur, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cevat Dereli, Rıfat Çeteci. Charles Theodore Frere, Avni Lifij, Namık İsmail, Hoca Ali Rıza, Müfide Kadri, Malik Aksel, Konstantin Johann Franz Cretius, Nuri Abaç, Cevat Erkul, Adnan Varınca. Nuri İyem, Cemal Tollu, Orhan Peker, Nuri İyem, Edip Hakkı Köseoğlu, Leonardo De Mango, Mehmet Ruhi, Şeref Akdik, Hamit Görele, Ziya Keseroğlu, Ayhan Türker, Kemal Önsoy, Nuri İyem. Ali Rıza Beyazıt, Edip Hakkı Köseoğlu, Eren Eyüboğlu, Diyarbakırlı Tahsin, Burhan Doğançay, Muhittin Sebati, Şeref Akdik, Cihat Burak, Neşet Günal, Halûk Özden, Nejad Melih Devrim, Oya Zaim Katoğlu, Nurullah Berk, Selim Turan, Müfide Kadri, Rudolf Ernst, Ali Çelebi, Komet, Neşe Erdok, Mehmet Güleryüz. Şefik Bursalı, Adnan Çoker, Otto Günther, Fikret Mualla, Halil Paşa, Nazmi Ziya, Osman Nuri Paşa, Hikmet Onat, Mahmut Cuda, İbrahim Safi, Fausto Zonaro, Feyhaman Duran, Vecihi Bereketoğlu. İbrahim Çallı, Achille Beltrame, Feyhaman Duran, Sami Boyar, Ahmet Ziya Akbulut, Adnan Varınca, Fabius Brest, Halil Paşa, Fikret Mualla, Cevat Dereli, Sami Yetik. Wladimir Petroff, Naci Kalmukoğlu, Orhan Peker, Neşet Günal, Melek Celal Sofu, İbrahim Safi, Avni Abraş, Ayhan Türker, François Prieur Bardin, İhsan Cemal Karaburçak, Alaettin Aksoy, Güngör Taner. Mehmet Güleryüz, İzzet Ziya, Fausto Zonaro, Karl Kaufmann, Ahmet Ziya Akbulut, Leonardo De Mango, Nazmi Ziya, Halife Abdülmecid, Şükriye Dikmen, Zeki Faik İzer, Halil Paşa, Şevket Dağ. Osman Hamdi, Sami Yetik, Hale Asaf, Şeker Ahmet Paşa, Cemal Tollu, Erol Akyavaş, İlhami Demirci, Nejad Melih Devrim, Selim Turan, Süleyman Seyyit Bey, Zeki Faik İzer, Halûk Özden, Vanmour, Henri Delavallee, Asım İşler, Şefik Bursalı, Cevat Dereli, Arif Kaptan, Fahrelnisa Zeid, İhsan Cemal Karaburçak, Mustafa Esirkuş, Turan Erol

Türk ressamlarımızın, günümüzdeki yerini çok iyi bilen duyarlı ellerin gücüne sahip kalemlerin, bu sergiyi gündemde tutmalarını tavsiye ediyorum.
Sanat eleştirmeni: Ahmet Nuray

 
 
Konu başlığı: Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü Devam Ediyor.
Sanat eleştirmeni: Ahmet NurayRezan Has Müzesi içinde yer alan Türk resim sanatının öyküsünü, İstanbul 2010 Avrupa kültür sanat başkenti sanat şöleni kapsamında dile getirmeye başladı. Ahu ve Can Has koleksiyonu ile birlikte sergilenen ünlü Türk ressamlarımızın eserleri bir ayaya geldiler. Sanatın üstün meziyetlerine katkıyı devam ettiren HSBC bankasının destekleri ile oluşturulan Türk resim sanatının bir asırdan beri süren öyküsünü Rezan Has müzesinde görebilirsiniz. Türkiye’nin nadide ressamlarından oluşan resim koleksiyonun tarihsel öyküsünün sergilendiği salonda sanatseverler bir araya gelecek. 2010 İstanbul Avrupa kültür başkenti olma yolunda hazırlıklarına devam ederken, Türk resim sanatının ünlü ressamlarının bir arada olduğu Rezan Has müzesi kapılarını sanatseverlere açık tutacak.

Türk resim sanatı tarihinin en iyi koleksiyonunu oluşturan karma resimleri sergide, önemli yüz eserin sanatseverlerin beğenisine sunuldu. 2010 Avrupa kültür başkenti olan İstanbul şehrinin sanatsal şenliklerinde gezilebilecek en iyi mekânlardan biri olan Rezan has müzesi, oryantalist ressamlardan en iyi örnekleri sunacak. Örnek olarak Fabiust Brest, Alberto Pasini, Fausto Zonaro gibi sanatçıların eserlerini, Türk resim sanatının bir asırlık öyküsü adı altında bulunan yapıtların, müze içindeki iki sergi salonunda birden izleyicilerini bekliyor. Diğer ünlü ressamların kültür resimleri eserlerine örnek olarak Osman Hamdi, Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa, Mahmut Cûda ve Feyhaman Duran gibi ünlü isimlerin yer aldığı sanat şöleninde buluşacağız. Türk Resim Sanatının önemli isimlerine örnek olacak çağdaş ressamlarımızdan Erol Akyavaş, Burhan Doğançay ve Kemal Önsoy gibi sanatçıların en iyi eserlerinden örneklerin yer aldığı Has müzesinde buluşmak üzere demeliyim. Yetkili kültür sanat danışmanları tarafından özenle seçilen yüz özel eser iki ayrı sergi salonunda teşhir edilecek. Türk resim sanatı tarihinin eşsiz Oryantalist sanatçılarından, ilk dönemin Türk empresyonistlerine kadar olan zaman dilimindeki eşine ender rastlanan yapıtların bir arada olduğu resim sergisini kaçırmak istemeyen sayın üyelerimize hatırlatmakta yarar var sanırım.
D grubu ressamlarından itibaren günümüze kadar uzanan zaman dilimindeki Türk resim sanatının önemli eserlerini izleyici ile buluşturacak Rezan Has müzesine, sanatseverler adına teşekkür ederim.

Sanat dünyasının önemli isimlerinden olan Ahu ve Can Has’ın daha önce sergilenmemiş ve merak edilen koleksiyon sergisinden yola çıkarak, “Türk Resminde Yüzyılın Tablosu” adı verilen sanat eserlerinin yansımaları yeni yılla birlikte devam edeceğine eminim. Kendi alanlarında kültür sanatının zirvesine tırmanan kültür resimleri sanatçıların, farklı örnekler eşliğinde sanata yeni bir bakış açısı sunmayı hedefleyen sergide, uzun yıllar boyu gösterilen gayretle bir araya getirilmiş özel bir koleksiyonun öyküsünü anlatan tabloların renkli dünyasının yansımasını görebiliriz.
Sergideki kültür temsilcileri eserlerin oryantalist dönemden başlayarak, günümüze kadar uzanan zaman yolculuğunda, farklı ressamların sosyal kültürel ve ekonomik yapısını işledikleri yapıtların tarihsel hikâyesini mutlaka belleğimize nakşetmeliyiz. Hayatımızın gündelik yaşam kareleri arasında yer alan, sanata otantik düşünce tarzının yansıtıldığı bu eserler sayesinde, Türk resim sanatının gelişimine tanık olacağız.
Tarihin bilinmeyen yönlerinin yansıması olan sanat eserlerinin, Türkiye’deki modernizm gelişimi ile ilgili, Anadolu resim sanatı kapsamındaki değerlendirilmesi amaç edinilmiştir. İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanatsal faaliyetlerine örnek olacak resim koleksiyonuna sahip çağdaş ve modern fikirli Rezan Has Müzesi, Türk Resminde Yüzyılın Tablosu adı verilen zengin içerikli serginin yansımaları, İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanat etkinliklerinde uzun süre gündemde kalacağına inanıyorum. Modernizm gelişim sürecini sanatseverlerin beğenisine sunulan eserler arasında; Avni Abraş, Şeker Ahmet Paşa, Zeki Faik İzer, Şefik Bursalı, Fikret Mualla, Sabri Berkel, Burhan Uygur ve Burhan Doğançay gibi sanata yeni bir bakış açısı getiren, ünlü üstatların eserleri yer almaktadır. Türk resim sanatının önemli çağdaş yağlıboya eserlerine farklı örnekler sunan müze yetkililerini, Türk empresyonist sanatçıları adına kutlarım.

İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanatsal faaliyetlerine örnek olacak resim koleksiyonuna sahip Rezan Has Müzesi, Türk Resminde Yüzyılın Tablosu adı verilen zengin içerikli serginin yansımaları; İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti sanat etkinliklerinde uzun süre gündemde kalacağına inanıyorum. Modernizm gelişim sürecini sanatseverlerin beğenisine sunulan eserler arasında; Avni Arbaş, Şeker Ahmet Paşa, Zeki Faik İzer, Şefik Bursalı, Fikret Mualla, Sabri Berkel, Burhan Uygur ve Burhan Doğançay gibi sanata yeni bir bakış açısı getiren Ünlü üstatların eserleri yer almaktadır. Türk resim sanatının önemli yağlıboya eserlerine farklı örnekler sunan müze yetkililerini, Türk empresyonist sanatçıları adına kutlarım. D grubu ressamlarından itibaren, günümüze kadar uzanan zaman tünelinde sanatının zirvesindeki ünlü ressamlar tarafından üretilen sanat eserlerinin bulunduğu resim koleksiyonunu, yetkili empresyonist sanat eleştirmenlerinin kaleminden tarihin altın sayfalarına nakşedileceğine inancım her geçen gün daha da artmaktadır.

Ahu ve Can Has koleksiyonunda yer alan yapıtların ünlü ressamları: Mahmut Cuda, Nuri İyem, Ovidio Kurtovich, Nejad Melih Devrim, Amadeo Preziosi, Nedim Günsür, Ömer Adil, Sabri Berkel, Namık İsmail, Alberto Pasini, Ali Çelebi, Orhan Peker, Mihri Müşfik, Cevat Dereli, Eşref Üren, Halife Abdülmecid. Edip Hakkı Köseoğlu, Nazmi Ziya, V. Huguet, Cemal Tollu, Abidin Dino, Nuri İyem, Hoca Ali Rıza, Rudolf Ernst, Mahmut Karatoprak, Vecihi Bereketoğlu, Nedim Günsür, Burhan Uygur, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cevat Dereli, Rıfat Çeteci. Charles Theodore Frere, Avni Lifij, Namık İsmail, Hoca Ali Rıza, Müfide Kadri, Malik Aksel, Konstantin Johann Franz Cretius, Nuri Abaç, Cevat Erkul, Adnan Varınca. Nuri İyem, Cemal Tollu, Orhan Peker, Nuri İyem, Edip Hakkı Köseoğlu, Leonardo De Mango, Mehmet Ruhi, Şeref Akdik, Hamit Görele, Ziya Keseroğlu, Ayhan Türker, Kemal Önsoy, Nuri İyem. Ali Rıza Beyazıt, Edip Hakkı Köseoğlu, Eren Eyüboğlu, Diyarbakırlı Tahsin, Burhan Doğançay, Muhittin Sebati, Şeref Akdik, Cihat Burak, Neşet Günal, Halûk Özden, Nejad Melih Devrim, Oya Zaim Katoğlu, Nurullah Berk, Selim Turan, Müfide Kadri, Rudolf Ernst, Ali Çelebi, Komet, Neşe Erdok, Mehmet Güleryüz. Şefik Bursalı, Adnan Çoker, Otto Günther, Fikret Mualla, Halil Paşa, Nazmi Ziya, Osman Nuri Paşa, Hikmet Onat, Mahmut Cuda, İbrahim Safi, Fausto Zonaro, Feyhaman Duran, Vecihi Bereketoğlu. İbrahim Çallı, Achille Beltrame, Feyhaman Duran, Sami Boyar, Ahmet Ziya Akbulut, Adnan Varınca, Fabius Brest, Halil Paşa, Fikret Mualla, Cevat Dereli, Sami Yetik. Wladimir Petroff, Naci Kalmukoğlu, Orhan Peker, Neşet Günal, Melek Celal Sofu, İbrahim Safi, Avni Abraş, Ayhan Türker, François Prieur Bardin, İhsan Cemal Karaburçak, Alaettin Aksoy, Güngör Taner. Mehmet Güleryüz, İzzet Ziya, Fausto Zonaro, Karl Kaufmann, Ahmet Ziya Akbulut, Leonardo De Mango, Nazmi Ziya, Halife Abdülmecid, Şükriye Dikmen, Zeki Faik İzer, Halil Paşa, Şevket Dağ. Osman Hamdi, Sami Yetik, Hale Asaf, Şeker Ahmet Paşa, Cemal Tollu, Erol Akyavaş, İlhami Demirci, Nejad Melih Devrim, Selim Turan, Süleyman Seyyit Bey, Zeki Faik İzer, Halûk Özden, Vanmour, Henri Delavallee, Asım İşler, Şefik Bursalı, Cevat Dereli, Arif Kaptan, Fahrelnisa Zeid, İhsan Cemal Karaburçak, Mustafa Esirkuş, Turan Erol

Türk ressamlarımızın, günümüzdeki yerini çok iyi bilen duyarlı ellerin gücüne sahip kalemlerin, bu sergiyi gündemde tutmalarını tavsiye ediyorum.
Sanat eleştirmeni: Ahmet Nuray













 
HALİL PAŞA Taha Toros
Mesleğinin zirvesinde, altın fırçasını uzun süre kullanan Halil Paşa, hakkında en çok yayın yapılan bir ressamımızdır. Halil Paşa’yı, gözlerinin feri zayıflamış, elleri titremeye başlamış, yaşlılığı döneminde tanıdım. Ama hafızası dipdiriydi.

Elimde Mısır’da Ehramların önünde develere binmiş Türk meşhurlarından oluşan birkaç fotoğraf vardı. Bunlarda Prens Abbas Halim Paşa ile, Şair Mehmet Akif ve Ressam Halil Paşa belirgin olarak görülmekteydi. Gruptaki develere binmiş diğer kişilerin kimler olduğunu Halil Paşa’dan öğrenmek istedim. Ressamımızı yakından tanıyan dostlarından –İnas Sanayi-i Nefise’nin ilk öğrencilerinden olan- Ressam Mualla Hanım ile eşi, bir bayram günü, onun Boğaziçi’ndeki yalısına götürdüler. Halil Paşa gözlüğünü değiştirerek, fotoğraftaki arkadaşlarını hüzünlü bakışlarla tanıttı. Arkasından Mısırda geçen yaşantısını anlattı. Büyük bir vefa adamı olan Prens Abbas Halim Paşa’nın konuğu olarak izlenimlerini, sonsuz bir özlem ve duygusallık içerisinde ifade etti. Halil Paşa’nın zevkli huzurunda tekrar bulunabilmek arzusu ile, gelecek bayramları sabırsızlıkla bekler olduk. Üstatla iki defa buluşmak saadetine kavuşmuştum.


Halil Paşa’nın Paris yılları. (Ahmet Rıza Bey’e imzaladığı fotoğraf, Taha Toros arşivi).

MISIR SARAYLARINA MODERN RESMİ SOKAN SANATKAR Halil Paşanın hayatında Kahire’nin sıcaklığı ve mutluluğu vardı. Sanatkarımızın bu ılık ülkeden tuvallere geçirdikleri, Mısır Saraylarını, prens ve prenseslerinin salonlarını süsledi.

Halil Paşa’nın Mısır’’la birkaç yönden ilişkisi vardı. Önce Mısır’lı Prens Abbas Halim Paşa ile başlayalım.


Halil Paşa, peyzaj


Halil Paşa’nın eşi, babası Selim Paşa, oğlu Selim Özkan


Halil Paşa ve oğlu Ali Halil Kahirede, 1925.


Devredekiler: Abbas Halim Paşa, Mehmet Akif Bey, Nuri Bey, Sami Paşa Zade, Halim Bey, Halil Paşa. Önde papyon kravatlı, Kadri Bey.

Abbas Halim Paşa, Hidiv Halim Paşa’nın onbir çocuğundan biriydi. Kendisinden iki yaş büyük olan kardeşi Sait Halim Paşa İttihatçılar döneminde ve Birinci Dünya Savaşına girdiğimizde, Osmanlı İmparatorluğunun Sadrazamı (başbakanı) idi. Kendisi de bu kabine de Nafıa Nazırlığına getirilmişti. Hidiv (1) ailesinin ünlü prensleri Türk kültürü ile yetişip ülkemizde önemli görevlerde bulundular. Abbas Halim Paşa bunlardan biriydi(2).

Abbas Halim Paşa ömrünün uzun yıllarını İstanbul’da geçirdi. Yazları Heybeli Adada otururdu. Zarif kişiliği, ilim adamlarına ve sanatkarlara karşı derin saygısı, yoksulları koruması, fukaraperverliği, yardımseverliği ve cömert şefkati olan bir devlet adamıydı. Eğitimini Türkiye’de ve İsviçre’de yapmıştı. Fransızca’yı, İngilizce’yi, Arapça’yı tıpkı Türkçe derecesinde konuşur ve yazardı. Sultan Abdülhamit döneminde Devlet Şurası (Danıştay) azası, 1915 yılında ağabeyinin kurduğu hükümette Nafıa Nazırı (Bayındırlık Bakanı) oldu. Bir aralık Bursa Valiliği yaptı.

Bazı ansiklopedilerde araştırmacı geçinen yazarların Abbas Halim ile son Hidiv Abbas Hilmi’yi birbirine karıştırmaları büyük bir hatadır. Nitekim ressamımız Halil Paşa’yı Mısır’da konuk eden kişinin Abbas Hilmi Paşa olduğunu yazanlar, yaptıkları hatanın farkında bile değildirler. Ressam Halil Paşa ile Abbas Hilmi Paşa’nın hiçbir ilişkisi ve dostluğu olmamıştır. Ressam Halil Paşa’nın Hidiv ailesinden tek dostu, onun uzun süre misafir eden, maddi ve manevi yardımını esirgemeyen Abbas Halim Paşa’dır.

Mısır manzaralarının, yeşilliklerinin Halil Paşa tarafından tuvale aktarılan tabloları, bu sıcak ülkede resim sevgisinin kökleşmesine neden olmuştur. Mısır Paşalarının konakları, Halil Paşa’nın tabloları ile donatılmıştır. Son Hidiv’in annesi Prenses Emine’nin de hem Kahire’deki sarayı hem yazları oturduğu Bebek’teki yalısı Halil Paşa’nın eserleri ile süslenmişti.

Ressam Halil Paşa’nın Mısır’la bir başka yönden ilgisi vardı. Yalnız Mısır’ın değil, bir zamanlar parıltılı yaşamı ile, dünyanın ünlü kadınlarından olan Prenses Şivekar, Halil Paşa’nın geliniydi. Zenginliği, güzelliği, kültürü yanında olaylı yaşamı ile de tanınan Prenses Şivekar’ın ilk eşi Mısır Kralı Fuat’dı. Karı-koca aynı aileden gelmişlerdi ve akraba idiler. Prenses Şivekar’ın üç çocuğu olmuştu. İkisi küçük yaşta öldüler. Karı-koca ve kayınbirader arasında tabancalı geçen bir olay yüzünden yuvaları yıkıldı. Prenses Şivekar, daha sonra, bir Mısır Paşası ile evlendi. Ondan bir oğlu oldu. Ne varki Prenses Şivekar, ondan da ayrıldı. Üçüncü kocası, ressamımız Halil Paşa’nın oğlu, Selim Bey’di. Evlendiklerinde Prenses Şivekar 35, Selim ise 19 yaşındaydı! Bir oğulları oldu. Ne varki 25 Mart 1925 tarihinde Selim’den boşandı. İstanbul’da bir yabancı bankada, orta derecede, bir memur olan İlhami Bey’i dördüncü eşi olarak Mısır’a götürdü. Mısır hanedan mensubu prenseslerin, zaman zaman, başvurdukları gibi ona “Paşalık” unvanı sağladı.

Prenses Şivekar, 8-9 yıl kadar ressam Halil Paşa’nın gelini olarak kalmıştır. Bu bakımdan da sanatçımızın Mısırla ilişkisi olmuştu. Ama Halil Paşa’nın Mısır’da uzun süre konuk edilmesinin temelinde tamamen Abbas Halim Paşa’nın dostluğu bulunmaktadır.

HALİL PAŞA’NIN AİLE ÇEVRESİ Halil Paşa’nın aile kökeni, Rodos’ludur. Dedesi Rodos’tan göç etmiştir. Babası ünlü, kültürlü bir askerdir. Harp okulunun geliştirilmesinde büyük hizmeti olmuştur. Ansiklopedilerde ve bazı makalelerde Selim Paşa için “Ferik” ve “Müşir” rütbeleri kullanılmaktadır. Onun hakkında en doğru bilgi “Mir’at-ı Mühendishane”de yer almaktadır(3). Arşiv kayıtlarına göre Selim Paşa 1888 yılında ölmüştür.


Mehmet Akif Ersoy, Halil Paşa ve arkadaşları.


Halil Paşa’dan padişah portreleri: Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Sultan III. Selim, Sultan II. Mahmut


Halil Paşa, Boğazdan.

Ressamımız Halil Paşa’nın doğum-ölüm tarihlerinde çelişkiler vardır. Doğum tarihi 1852’den 1858’e kadar, ölüm tarihi 1937’den 1940’a kadar değişiyor! Ansiklopedilerimiz genellikle, kendisinden evvel yayınlananlardan aynen alıntı yapmaktadır! Doğrusunu yazmak için, araştırma yapma zahmetine girmezler! Yazarlarımız ve araştırmacılarımız buna güvenerek yazılarında kaynak olarak kullanırlar. Halil Paşa’nın ölüm tarihi, kesin olarak, 1939 Ağustosudur. Bundan evvel ve bundan sonra ölüm tarihi olarak kullanılanlar gerçek dışıdır.

Doğum tarihinde de değişik rakamlar belirtilmektedir. İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi’nden mezun olduktan sonra devlet tarafından Paris’e gönderilen ve oradaki eğitimi sırasında Jön Türklerle ilişki kuran, 1908 İnkılabından sonra yurda dönmeyip ileri yaşında ömrünü noktalayan ressam Galip Bey, ressam Halil Paşa’nın meslektaşı ve yakın dostlarındandı. Onun notlarına göre, Halil Paşa 1857 yılında doğmuştur. Pasaportunda 1852 yılı, doğum tarihi olarak gösterilmektedir. Bazı yayınlarda ise doğum yılı 1856, 1857 ve 1859 olarak da belirtilmektedir. Burada Halil Paşa’nın doğum tarihi üzerinde –titiz bir kültür ve sanat adamının kaleminden çıkmış – bir kitaptaki bilgiyi yansıtmak istiyorum(4). Osman Hamdi Bey’in kardeşi olan ve onun ölümünden sonra uzun yıllar müze müdürlüğünde bulunan Halil Ethem Bey, müzedeki bütün görevlilerin biyografisini derlemiştir. Ressam Halil Bey, Sanayi-i Nefise’de görev almadan önce müzede Halil Bey’in yanında çalışmakta idi. Bu bakımdan onun biyografisi, Halil Bey’in müzedeki personel şubesinde bulunuyordu. Bu açıdan Halil Ethem Bey’in, ressam Halil Paşa hakkında yazdıklarının-biyografisine vukufu bakımından-gerçek olması düşünülebilir. Müze müdürü Halil Ethem Bey, onun 1273 yılında doğduğunu belirtmektedir. Bu tarih, vaktiyle kullandığımız takvime göre “Hicri” veya “Mali-Rumi” olabilir. Eğer “Hicri” ise, miladi seneye dönüştürdüğümüzde 1856 yılına, mali seneye göre de 1857’ye tekabül eder.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki eski bir kayda göre, Halil Paşa’nın doğumu 1857’dir. Nitekim bakanlıkça satın alınan tablolardan yapılan takvimde, aynı tarih mevcuttur. Sanatkarımızın doğumundaki bu çelişkili yılların nedeni, belki de eski kullandığımız (Hicri ve Mali-Rumi) tarihlerin, (Miladi)ye çevrilişinde yapılan hatadan veya değişik tarihli kimlikler kullanılmasından kaynaklanmış olabilir.

Halil Paşa’nın aile efradına gelince: İleri yaşlarında ona şefkatle bakan eşi çevresinin saygın bir hanımefendisiydi.

Halil Paşa’nın üç oğlu olmuştur. Halil Paşa, ilk iki oğlunu asker, üçüncüsünü ressam yapmak istiyordu. İlk oğlu Selim Bey, Galatasaray’da okudu. 1913 yılında pekiyi derece ile diploma aldı(5). Genç yaşta, yukarıda değinildiği üzere-Mısır Kralı Fuat’tan boşanan-Prenses Şivekar ile evlendi. Bir çocukları oldu. Selim Bey’in zengin, güzel, şöhretli bir prensesle evlenmesi ile hayatı İstanbul ile Paris arasında geçti. Fransa’da ticaret ile uğraştı. Bu konuda Amerika ve İsviçre ile geniş ilişkileri oldu. Selim Özkan(6), Paris’te 42 Rue Pergolise’de oturdu. Genç denilebilecek bir yaşta, aşırı içki yüzünden öldü(7).

Halil Paşa’nın ortanca oğlu Halim Bey, genç yaşta öldü.

Halil Paşa’nın son oğlu Ali Halil Sözel(8), baba mesleğini seçti. Onun izinde yürüdü ve resim eğitimini Paris’te yaptı. İstanbul’daki son görevi Üsküdar Ortaokulu’nda resim öğretmenliği idi. 1925 yılında, babasının yanına, Kahire’ye giden Ali Bey, onunla birlikte doğaya çıkıp, resim çalışmalarında bulundu. Ali Halil Sözel, yetenekli bir ressamdı. Hatırladığıma göre, hat boyunda Kızıltoprak’ta istasyonun yakınında, yeşillikler içerisinde güzel bir evde otururdu. Sanıyorum üç çocuğu vardı.


Halil Paşa’nın fırçasından Boğaz’daki evi. (Taha Toros koleksiyonu).

HALİL PAŞA’DAN KOLEKSİYON YAPANLAR

Yukarıda belirttiğimiz gibi Hidiv ailesine mensup prenslerle prensesler, Halil Paşa’nın Mısır’da yaptığı tablolarla yetinmeyip, İstanbul’u bütün renkleri ve özellikleriyle yaşatan tablolarını koleksiyonlarına kattılar. Bunlar arasında, Prens Abbas Halim Paşa, son Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın annesi (Valide Paşa) olarak tanınan Prenses Emine, Ürdün’ün Londra, Paris ve Ankara Büyükelçisi Şerif Abdülmecit Bey bulunuyor. Şerif Abdülmecit Bey, peygamber torunlarından ve Mekke Emiri Ali Haydar Şerif’in oğludur. Kendisi Türk kültürü ile yetişmiş bir diplomattı. Hatta Sultan Murat’ın torunu ile evli olduğundan, (damat)lar grubuna dahildi. Musikiye, hat sanatına ve resme karşı bilinçli bir sanat hayranıydı. Halil Paşa’nın da yakın dostlarındandı. Şerif Abdülmecit Bey-belki damatlığının nostaljisi ile-Halil Paşa’ya, Osmanlı Padişahlarından bazılarının portrelerini sipariş etti. Halil Paşa’nın yaptığı bu portelerden dördü-ilk defa olarak- bu makalemiz içerisinde yayınlanmaktadır.


Halil Paşa Mısır’da, 1925.


Adolphe Thalasso. (İstanbul levantenlerinden, sanat tarihçisi ve şair).

HALİL PAŞA’YA DAİR ESKİ HARELİ YAYINLAR
Eski ressamlarımıza dair eski harfli gazete ve mecmualardaki yayınların çoğunluğu Osman Hamdi Bey ile Halil Paşa üzerinde toplanmıştır. İkdam, Alemdar, Servet-i Fünun ve Osmanlı Ressamları Cemiyeti Gazetesi’nin muhtelif sayılarında Halil Paşa’dan sitayişle söz edilmektedir. Ülkemizde-klişeleri Viyana’da yapılan-pırıl pırıl resimlerle uzun ömürlü tek dergi Servet-i Fünun’dur. Edebiyat-ı Cedide akımının gözde ve kültür ağırlıklı bu dergilerinde Halil Paşa’ya dair kapak fotoğrafları dahil bir çok örnekler verilmiştir. Özellikle 1898 yılı Servet-i Fünün mecmuaları ressamımız için gerçek kaynaklardan birini oluşturur. Bu yazılar arasında enteresan olanı, bir dönemin ünlü edebiyat üstadı, Recai Zade Mahmut Ekrem’in kaleminden çıkmış olanıdır. Bilindiği üzere, eski edebiyatçılarımız arasında tablolarıyla da meşhurdur. Konusu yalnız resim olan ve Osmanlı hanedanından güçlü bir ressam olarak yetişen Abdülmecit Efendi’nin himayesi altında yayınlanan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’nin 25 Mayıs 1328 (1912) tarihli 13. Sayısında Halil Paşa’nin 12 tablosu yer almıştır. Bunların üçü Kahire’ye aittir. İkisi portredir. Manzaraların çoğu Boğaziçi ile ilgilidir.

Halil Paşa ile ilgili ilginç bir makale de dönemin yegane sanat eleştirmesi ve uzmanı Şahabettin Bey tarafından kaleme alınmış olanıdır. Bu Şahabettin Bey yüksek mimar ve eski eserler uzmanıdır. Kardeşi Prof. Dr. Feridun Nafiz Bey de aynı konularda bir üstattır. Bu iki bilim adamı, Mevlana torunlarındandır. Uzluk soyadı ile kültür tarihimize hizmet etmişlerdir. Bunlardan Şahabettin Bey’in (eski ressamlarımızdan) seri halindeki yazısının biri Halil Paşa’ya dairdir (9). Ayrıca ilgilinin “Mevlevilikte Resim-Resimde Mevleviler” adlı eseri de değerli bir kültür yayınıdır(10).


Adolphe Thalasso. (İstanbul levantenlerinden, sanat tarihçisi ve şair).



Halil Paşa’ya padişah portreleri yaptırtan, Ürdün Büyükelçisi Damad Şerif Abdülmecit Bey.



Abbas Hilmi Paşa’nın annesi Valide Paşa.


HALİL PAŞA’YA DAİR FRANSIZCA YAYINLAR

Osman Hamdi Bey’den sonra Fransızca yayınlarda önceliği Halil Paşa almaktadır. Halil Paşa’ya dair Fransızca, göğüs kabartıcı, üç ayrı yayına rastlamış bulunuyoruz. Belki, Paris’de ulaşamadığımız başka yayınlar da vardır. Bu yayınlar, yaşamının bir kısmı İstanbul’da, son kısmı Paris’te geçen Adolphe Thalasso tarafından yapılmıştır. Adolphe Thalasso(11) Venedik kökenli, İstanbul’a Güzel sanatların musiki, tiyatro ve resim dallarında geniş bilgisi olan ve Paris’te yayınlınmış şiir kitapları bulunan, dört başı mamur, bir kültür adamıdır. Thalossa Paris’te Figaro Gazetesi’nde, La Revü Theatrale ile Illustration da Theatrale dergilerinde ve Figaro Illustre’de görev almış ve güzel sanatlarımızın tarihine ışık tutan araştırmaları ile tanınmıştır. Bu arada “Au Bon Marche” tarafından yayınlanan sanat dergilerindeki konularda Thalasso’nun önemli katkıları olmuştur.

Paris’te yayınladığı “L’Art Ottoman”da, Türkiye’deki yabancı ressamlarla Türk ressamlarından bazılarını kapsayan nefis baskılı kitabında, Şehzade Abdülmecit için altı sayfa ayrılmış ve nefis altı tablosu yayınlanmıştır. Yine Paris’te yayınlanmış “Constantinople” broşüründe de Türk ve gayrimüslim ressamlar yer almaktadır.

Bütün yukarıda belirttiğimiz Fransızca yayınlarda üzerinde en çok durulan ressam Halil Paşa olmuştur. Fransızca eserler arasında Halil Paşa’ya bir övgü de ünlü oryantalist Pierre Lamber’in kaleminden çıkmıştır. Büyük bir Türk dostu olan Lamber, Galatasaray Sultanisi ile Erkan-ı Harbiye Mektebi’nde hocalık yapan bir Fransız’dır. Türkçeyi Fransızca kadar bilen ve konuşan Pierre Lamber, şairdir de. “Visions Oriyentales” adlı şiir kitabını Türk kadınlarına ithaf etmiş ve gelirini Osmanlı Ordusuna bağışlamıştır(12).

Paris’te Fransızca-Arapça yayınlanan Maddara gazetesinde Halil Paşa’ya dair yayınlanan çok uzun bir makalenin bulunduğunu ressam Galip Bey’den işitmiştim. Ne var ki, bütün kütüphanelerde, arşivlerde aramama rağmen gazetenin tam koleksiyonunu bulamadım. Görebildiklerimde Halil Paşa ile ilgili makale bulunmuyordu. Gazetenin bu sayılarına ulaşabilmek için Kahire’ye gönderdiğim mektubuma cevap alamadım. Bu açıdan Halil Paşa ile ilgili bu makaleye ulaşılamamıştır.

HALİL PAŞA’NIN PARİS YAŞAMI

Halil Paşa’nın biyografisi ile ilgili olarak. Paris’e gönderiliş yılında hatalar vardır. Pek çok yayında Halil Paşa’nın Sultan Abdülaziz tarafından Paris’e gönderildiği bildirilmektedir. Bu bilgi gerçek dışı bir bilgidir. Abdülaziz döneminde Paris’e gönderilenler eski arşivlerde yer almaktadır. Bunlar arasında Halil Paşa yoktur. Halil Paşa Paris’e padişah tarafından gönderilmemiştir. Çünkü Sultan Abdülaziz 1876 yılında padişahlıktan düşürülmüş ve bu yüzden intihar etmişti. Halil Paşa’nın Paris’e gönderilmesi Sultan Aziz’in ölümünden iki yıl sonrasına rastlamaktadır. Halil Paşa Paris’e ısrarlı ricası üzerine, sanata sevgisi ve bilgisi yüksek olan babasının teşebbüsü ile gitmiştir.

Halil Paşa’nın düşlediği Paris’e kavuşması şöhretinin ilk basamağı oldu. Bonapart Sokağı’ndaki Güzel Sanatlar Okulu’nda ve hocalarından birinin Mazarine Sokağı’ndaki atölyesinde geçen yıllarında, Halil Paşa’nın hayalleri hakikat oldu. Hocalarından en çok atölyesinde çalıştığı Gerome’u sevdi. Sanat dünyasında Gerome, ünlü ressamlar yetiştiren bir oryantalist idi. Aynı zamanda heykeltıraştı. Türk ressamlarından Şeker Ahmet Paşa ile Osman Hamdi Bey ve Seyyit Bey, resim sanatının sihirli dünyasını onun vasıtası ile tanıdılar. Halil Paşa, Gerome’un çok takdir ettiği bir Türk ressamı idi.

Sanayi-i Nefise’den 1892 yılında mezun olarak Paris’e tahsile gönderilen ve oradaki Jön Türk hareketlerine karışarak yurda dönmeyen, ressam Galip Bey’in anlattığına göre hocası Gerome en çok Halil Paşa’yı sevmiştir.

Paris’te ilk Türk kahvesinin içildiği yer alan, Ancienne Comedi sokağındaki “Procope” kahvesinin, bugün yok olan arşivinde, ressam Gerome’un Türk öğrencileriyle haftada bir gün burada kahve içtiği belirtilmektedir. Gerome ile kahveye en çok devam eden öğrencisi Halil Paşa olmuştur.


İlk kadın heykeltraşlarımızdan Rezan Hanım Halil Paşa, Şevket Dağ, Hikmet Onat ve Feyhaman Duran arasında.


Halil Paşa, natürmort, tual üzerine yağlıboya, 58×72 cm.


Halil Paşa’nın bir tablosundan basılan kartpostal.


Halil Paşa, peyzaj.

Halil Paşa’nın Paris ile ilgili, göğsünü kabartan bir anısı da daha sonraki yıllarda teşhir edilmiş-bir tablosuna verilen madalya olmuştur. Her ne kadar daha sonra ödüller alan eserler yapmışsa da Halil Paşa’nın anısında Paris Sergisi’nde teşhir edilen eserinin yankıları ömrü boyunca unutulamamıştır. Halil Paşa’nın yurt dışında sergilenen eserlerinden son madalya da, Viyana’dan gelmiştir. Madalya alan bu eseri, Güzel Sanatlar Akademisi tarafından satın alınarak müzeye konmuştu.


Halil Paşa, Yelkenliler.

SONUÇ

Görüşümüz odur ki, Osman Hamdi Bey’den sonra hakkında en çok yayın yapılan ressamımız Halil Paşa’dır. Halil Paşa’nın, Paris’te eğitim gören diğer ressamlardan ayrılan özelliği-Fransızca yayınlarda değinildiği gibi “enterieur” resim yapmaktan çok, doğaya yönelişi, bu konuda çok sayıda eser vermesidir.

Öte yandan Türkiye’de ve dış ülkelerde en çok eserleri gösterilen ve ödüller alan bir ressamdır. Aynı zamanda fırçasını ölünceye kadar elinden bırakmayan ve en çok eser veren bir sanatkarımızdır.

Biz bu yazımızda, ona dair ulaşılamamış bazı konuları yansıtmayı, özellikle Fransızca yayınlara ağırlık vermeyi, ressamımız hakkında bazı yayınlarda göze çarpan noksanları mümkün olduğunca, tamamlamayı bu arada bazı yanlışları düzeltmeyi hedeflemiş bulunuyoruz.

Halil Paşa’nın İstanbul’daki eğitimi ile, Paris’ten önceki ve sonraki görevleri, özellikle asker kökenli üç ressamımızın; Celal Esat Arseven, Sami Yetik, Pertev Boyar(14)’ın eserlerinde ve diğer yayınlarda yeterince yer almış bulunduğundan burada tekrarına lüzum görmüyoruz. Bunlar arasında – ölüm tarihindeki hata istisna edilirse- Pertev Boyar’ın kitabındaki bilgilerle, mümkün olduğu kadar, eserlerinin derli toplu listesinin yapılmasını uygun görüyoruz. Bu arada Halil Paşa ile ilgili olarak, meslektaşı Sami Yetik’ten onun hakkında şu sözleri aktarmakla yetiniyoruz:

“….Halil Paşa Garp ekolünün beliğ ve sade ifadesiyle, Şark’ın sıcak, renkli, güzel manzaralarını tuvallere, kartonlara aksettirerek resmin ruhlara hitabını ve ressamlığın ne büyük bir sanat olduğunu hepimize göstermek ve sevdirmek itibarıyla ayrıca bir intibah dersi vermiş, gayet velut bir üstattır(15).

Yukarıda , Halil Paşa’nın doğum ve ölüm tarihlerindeki çelişkili tarihlere değinen, Abbas Hilmi Paşa ile Abbas Halim Paşa’yı birbirine karıştıran ve ressamımızın Sultan Abdülaziz tarafından Paris’e gönderildiği gibi gerçek dışı olan bilgileri düzeltmeyi amaçlayan bu yazının resim tarihi ile uğraşanlarla yararlı olacağını düşünüyoruz.

Ressamımızın hayatındaki çelişkili bilgiler arasında, görevli bulunduğu yerlerin tarihlerinde de değişiklikler göze çarpmaktadır. Bu konularda en gerçekçi bulduğumuz eser, Halil Ethem Bey’in “Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu” adlı kitabıdır.

Halil Paşa’nın biyografisi ile ilgili olarak, Paris’e gönderiliş yılındaki hataya yukarıda değinilmiştir. Bu yazımızın bir özelliği de, Halil Paşa’nın ailesi ile ilgili bilgiler ve yazı içerisinde göreceğiniz ilginç fotoğraflardır. Bu belgeler arasında, Halil Paşa gibi, daha üç büyük ressamımızın, hocalığını yapan Gerome’un –ölümü üzerine- “Illustration”a kapak olan gravürü de yer almaktadır.

DİPNOTLAR:

(1) Hidiv, Arapça kökenli bir kelimedir. Mısır’ı yöneten valilere verilen bir ünvandır. Vaktiyle bu kelime sadrazamlık anlamına da kullanılmış. Yakın tarihimizde yalnızca Mısır yönetiminde yer almıştır. İmtiyazlı bir eyalet olarak Osmanlı yönetiminde babadan oğula geçen umumi valilik kabul edilmişti. Sultan Abdülaziz döneminde bu valiliğin adı (Hidiv)’liğe dönüştürüldü. Bu ailenin en yaşlısı Mısır’ı son Hidiv’i Abbas Hilmi Paşa’ydı. Birinci Cihan Savaşında İngilizler onu, Türkiye’ye eğilimli olduğu için görevinden aldılar ve Mısır Hidivliğine son verdiler. Yerine müstakil bir devlet kurarak, Fuat’ı kral ilan ettiler. Tarihimizde Hidiv ailesiyle Türkler iç içe yaşadılar. Aynı kültürü ve geleneği paylaştılar. Bu konuda dört başı mamur bir kitap Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan “Three Centuries Family Chronicles of Turkey and Egypt’dır. Bu kitap, aynı aileden gelen Prenses Nimetullah’ın kızı Emine Fuat Togay tarafından hazırlanmıştır. Emine Fuat Hanım, merhum büyükelçilerimizden Hulusi Fuat Togay’ın eşi idi. Mısır’daki devrim sırasında, orada sefire olarak bulunuyordu. Kitabında Abbas Halim Paşa ile Valide Paşa olarak tanınan prenses Emine hakkında bilgiler mevcuttur.
(2) Abbas Halim Paşa (1866-1935).
(3) Mirat-ı Mühendishane, sayfa 344.
(4) Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu (Maarif Vekaleti Neşriyatından) 1924, sayfa 32.
(5) Galatasaray’daki okul numarası 193’tür.
(6) Paris’teki kayıtlara göre Selim Bey soyadı olarak “Özkan”ı kullanmıştır.
(7) Selim Özkan, Paris’e Thiers mezarlığına gömüldü.
(8) Ali Halil Bey’in soyadı “Sözel”dir. Ressamlarla ilgili bir ansiklopedinin, onun için, “Sözeri” soyadını kullanması ve bunu Halil Paşa’ya da izafe etmesi hatalıdır.
(9) Alemdar Gazetesi, 17 Haziran 1921.
(10) Türkiye İş Bankası Kültür Yayını, Seri 1, No. 5 Yıl 1957.
(11) Adolphe Thalasso’ya dair, Taha Toros (Tarih ve Toplum Dergisi): Aralık 1988, sayı 60.
(12) Şehbal Mecmuası, 1 Mayıs 1329 (1913), No 75.
(13) Ressam Galip Bey, Sultan Abdülhamit yönetimine karşı olduğundan, Paris’te ilk defa yayınlanan resimli ve renkli bir mizah gazetesiyle tutumunu göstermiş oluyor. Bahsettiği bu mizah gazetesini Paris’te, her yerde aradımsa da sayısını bana armağan etme büyüklüğünü göstermişti.
(14) Pertev Boyar (Türk Ressamları) 1948, sayfa 53-56
(15) Sami Yetik (Ressamlarımız), 1940 sayfa 31.

Nurİ İyem tablolari


 

Ömer KALESI Resimleri


 

 

 
 

Muharrem

Göksu Sefası

İstanbul’un Fethi, Fatih Sultan Mehmet donanmaya emir veriyor.

Fatih Sultan Mehmet, ordusuyla İstanbul’u fethe giderken

Fatih Sultan Mehmet‘in, İstanbul’un kapılarından girişi.Zonaro bu tabloda kendini Fatih’in hemen solundaki yeniçeri olarak resmetmiştir.
 
 
Hüseyin Zekai Paşa Biyografi ve Tabloları
(1860- 1919)
Güzel sanatlara ait tetkikleri ve eserleri ile de tanınmış ressamlarımızdandır.1881’de Harbiye Mektebinden Mülazım(Teğmen) çıktı.İkinci Guillaume’un Suriye’ye seyahatinde Asarı Atika memuru sıfatı ile beraber bulunmuştur.Yıldız’daki Silah Müzesini Mahmut Şevket Paşa ile birlikte Zekai Paşa tesis etmiştir.Eski eserlere ve anıtlara dair Mübeccel Hazineler adlı ve değerli bir eseri basılmıştır
Batılı anlamda Türk resim sanatının ilk kuşak sanatçıları olan Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid ve Osman Hamdi Bey’in ardından Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa gibi sanatçılarla birlikte Hüseyin Zekai Paşa’nın da aralarında bulunduğu bir sanatçı kuşağı üretim sürecine girer.
Bu kuşak içerisinde Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa’nın sivrilen sanatçı kişilikleri, Hüseyin Zekai Paşa’nın kimi zaman ikinci planda kalmasına neden olmuştur. Bu yüzden Türk resminin ustaları bölümünde, bu yazıda, bu sanatçıyı tanımaya çalışmak, onun hem kendi kuşağı hem de batılı anlamda Türk sanatı içerisindeki yerini ortaya koymak yararlı olur düşüncesindeyim.
Hoca Ali Rıza ve Şeker Ahmet Paşa gibi Hüseyin Zekai Paşa da Üsküdar’da dünyaya gelmiştir. Kuleli Askeri Lisesi’nde, Şeker Ahmet Paşa ve Osman Nuri Paşa’nın öğrencisi olmuş ve onların yönlendirmesiyle resme olan yeteneği ortaya çıkmıştır. Harbiye’de okuduğu sırada, çocukluk arkadaşı Hoca Ali Rıza’yla dostluklarını pekiştirmiş olmaları dikkat çekicidir. İki gencin Harbiye’deki resim derslerine olan ilgileri, dost sohbetleri ile pekişmiş olmalıdır. Hüseyin Zekai’nin Harbiye’de öğrenciyken yaptığı donanma gecesini konu alan resmi, Abdülhamit’in beğenisini kazanmıştır. Padişahın takdirini kazanmak, genç ressamın şevkini kamçılamış olmalıdır. 1881′de bu okuldan mezun olan Hüseyin Zekai Paşa, II. Abdülhamit tarafından yaverler sınıfına alınmıştır. Bu sırada, Şeker Ahmet Paşa’nın yanında çalışma fırsatı bulmuştur. Bir ressam olarak çoktandır kendisine saygın bir yer edinmiş olan Şeker Ahmet Paşa’nın yönlendirmeleri de, kuşkusuz onun üzerinde etkili olmuştur.























17. yüzyıl itibariyle Batı resminde kullanım bulan natürmort resmi, bir başka açıdan daha okunabilir. Bu resimlerde yer alan soyulmuş limon ya da portakal, kesilmiş kavun ya da karpuz, siyah ve yeşil üzümlerin birlikte kullanımı, solmuş ve taze çiçeklerin birlikte kullanımı dünyevi yaşamın geçiciliğine ve öte dünya inancına işaret ederler. Kuşkusuz öte dünya inancı, Batı düşüncesinde ve Osmanlı düşüncesinde birbirinden temel olarak ayrılır fakat Hüseyin Zekai Paşa’nın, özellikle “Bedâyi-i Asâr-ı Osmaniye” adlı kitabından da bildiğimiz, tasavvuf düşüncesine olan yakınlığının, dünyevi nimetlerin geçiciliği konusunu işlemesi için bir neden olabileceğini düşünmek mümkün.
Özel Koleksiyon



En Pahalı Başyapıt ‘Mavi Senfoni’ /Geniş Bilgi/

Türkiye’nin önde gelen müzayede evi Antik A.Ş., 2009-2010 sezonunu muhteşem bir müzayede ile açmaya hazırlanıyor. 15 Kasım 2009 Pazar günü swissotel’de gerçekleştirilecek “Modern ve Çağdaş Eserler” müzayedesinde dünyaca ünlü sanatçılara ait başyapıtlar yer alıyor.
Türkiye’de Çağdaş Resim müzayedelerini başlatarak bu alanda bir ilki gerçekleştiren Antik A.Ş., 258. müzayedesinde de dünyaca ünlü Türk ressamlarının eserlerini satışa sunuyor. Fahr El Nisa Zeid’in “Londra” isimli müzelik başyapıtı (180×210 cm.), Burhan Doğançay’ın en değerli üç yapıtından biri olan “Mavi Senfoni” (162×285 cm.), “Ribbon” serisinden (89×127 cm.) bir yağlıboya çalışması, “Kurdeleler” serisinden (100×80 cm.) yağlıboya bir yapıtı olmak üzeri çeşitli dönemlere ait çalışmaları, Ömer Uluç’un “Levni” (100×140 cm.) konulu müzelik yağlıboya bir başyapıt çalışması, Mehmet Güleryüz’ün “Her şey Kontrolümüz Altında” (162×130 cm.) isimli eseri, Nedim Günsür’ün “Köylüler” (78×106 cm.) konulu başyapıt eseri, Cihat Burak’ın “İç Mekânda Nü” konulu çalışması (60×80 cm.), Orhan Peker’in “Ayçiçekleri” (92×93 cm.) konulu çok nadir olarak bulunan bir eseri, Soyut Türk resminin önemli isimlerinden Adnan Çoker’in “Dört Işık” (190×190 cm.) isimli yapıtı ile Avni Arbaş ve Abidin Dino’nun’un çeşitli dönemlerine ait önemli çalışmaları yer alıyor. Eren Eyüboğlu’nun ilk kez görücüye çıkan “Koza Kadın” (120×120 cm.) isimli müzelik bir eseri ile Burhan Uygur’un nü konulu (82×64 cm.) çalışması, Mübin Orhon, Sabri Berkel, Erol Akyavaş, Fikret Mualla, Nejad Melih Devrim, Zeki Faik İzer, Ali Çelebi, Mustafa Esirkuş, Adnan Varınca, Ferruh Başağa, Alaeddin Aksoy, Komet, Ergin İnan, Haluk Akakaçe, Canan Tolon, Kemal Önsoy, Abdurrahman Öztoprak, Şadan Bezeyiş, Mustafa Ata, Selim Turan gibi önemli Türk Ressamlarının yapıtlarının yanı sıra önde gelen fotoğraf sanatçılarından Ara Güler, Mehmet Günyeli, Çerkes Karadağ, Saygun Dura’nın fotoğrafları da müzayedede satışa sunulacak.




Burhan Doğançay (1929), “Mavi Senfoni”, tuval üzerine akrilik, guaj, kolaj, fümaj, imzalı, 1987 tarihli, 161.5×284.5 cm.



Ömer Uluç (1931), “Levni”, tuval üzerine akrilik, imzalı, 1981 tarihli, 100×140.5 cm.


Fahr El Nisa Zeid (1901-1991), “Londra”, tuval üzerine yağlıboya, imzalı, 178×210 cm.

Cihat Burak (1915-1994), “Nü”, tuval üzerine yağlıboya, imzalı, 28.2.1967 tarihli, 60×81 cm.
Çağdaş Türk Resim tarihi açısından son derece önemli olan eserlerin müzayedede rekor fiyatlara satılması bekleniyor. Olgaç-Turgay Artam tarafından yönetilecek olan 258. müzayededeki eserler 9-15 Kasım 2009 tarihleri arasında Antik Palace’ta görülebilir. Antik A.Ş.’nin “Osmanlı Eserleri, Değerli Antikalar ve Tablolar” müzayedesi ise, 6 Aralık 2009 tarihinde gerçekleştirilecek. Süleyman Seba Cad. Talimyeri Sok. No:2 Maçka adresinden katalog temin edilebilir veya www.antikas.com internet sitesinden online kataloglara ulaşabilirsiniz. Tel: +90 212 236 24 60.

Adnan Çoker (1927), “Dört Işık”, tuval üzerine yağlıboya, 190×190 cm

Burhan Uygur, “Nü”, tuval üzerine yağlıboya, 82×64 cm.

Eren Eyüboğlu, “Koza Kadın”, tuval üzerine yağlıboya, 120×120 cm.

Nedim Günsür’ün “Köylüler”, tuval üzerine yağlıboya, 78×106 cm.

Orhan Peker, “Ayçiçekleri”, tuval üzerine yağlıboya, 92×93 cm.
Ressam Burhan Doğançay’ın başyapıtı ‘Mavi Senfoni’, rekor fiyata alıcı buldu.


Eserleri dünyanın 64 müzesinde yer alan ressam Burhan Doğançay’ın başyapıtı ‘Mavi Senfoni’, Antik A.Ş. tarafından düzenlenen ‘Çağdaş Sanat Eserleri” Müzayedesi’nde, 2 milyon 200 bin TL’ye satıldı.
Antik A.Ş. tarafından Swissotel’de Olgaç Artam’ın yönettiği müzayedede, ressam Burhan Doğançay ait çağdaş Türk sanatının en önemli örneklerinden biri olarak gösterilen ve Türk sanat piyasasının en değerli eseri olmaya aday olan ‘Mavi Senfoni’, 2 milyon 200 bin TL’ye alıcı buldu.
”Mavi Senfoni”, ressam Doğançay tarafından 1987 yılında tuval üzerine karışık teknikle yapıldı. 1987 yılında ”1. İstanbul Bienali”nde sergilenen yapıt, sanatçının yetenek ve sabrını birleştirerek ortaya koyduğu bir eser olarak dikkati çekiyor.
”New York Metropolitan”, ”Paris Pompidou”, ”Munich Pinakothek” gibi dünyanın en önemli 64 müzesinde eserleri yer alan sanatçının ”Kurdeleler” isimli eseri 200 bin ve ”Kalp” isimli yapıtı ise 105 bin TL’ye müzayedede alıcı buldu.
Antik A.Ş’nin 258′nci müzayedesinde satılan diğer bir başyapıt ise, Fahr El Nisa Zeid’in ”Londra” adlı çalışması oldu. Çok önemli bir koleksiyondan çıkan eser, 1 milyon 50 bin TL’ye satıldı.
Müzayedede, Kadir Has Üniversitesi tarafından, ”Bir Kadının Hayat Masalı” konusunun anlatıldığı Canan Şenol’a ait ”İbret-i Numa” adlı 27 dakikalık video 24 bin TL’ye satın alındı.
Ayrıca, Ömer Uluç’un ”Levni” çalışması 425 bin TL’ye, Avni Arbaş’a ait ”Balıkçılar” 185 bin TL’ye, Orhan Peker’in ”Ayçiçekleri” 185 bin TL’ye, Cihat Burak’ın ”Nü” çalışması 130 bin TL’ye ve Nuri İyem’in ”İki Kadın” adlı çalışması 100 bin TL’ye alıcı buldu.
Burhan Doğançay’ın 1 milyon TL açılış fiyatıyla müzayedeye çıkan eseri ‘Mavi Senfoni’, 2 milyon 200 bin TL’ye alıcı buldu. Zeid’in “Londra” adlı tablosu ise yine yüksek bir fiyata, 1 milyon 50 bin TL’ye Nezih Barut’un oldu
“Pazar günü şehirde milli maç havası esecek”… Bu sözler, “Mavi Senfoni” adlı resmi Antik AŞ’nin müzayedesinde 1 milyon TL açılış fiyatıyla satışa sunulan Burhan Doğançay’a ait… Şehirde esti mi bilmem ama Swissotel’in müzayedeye ayrılan salonunda maç öncesini andırır bir heyecan vardı.
Dün salonda bulunanlar, dört bir yanı çevreleyen 184 eserle de ilgiliydiler ama müzayedenin bir starı vardı: “Mavi Senfoni”. Sıra 137. sıradaki bu resme yaklaştıkça salondaki heyecan arttı. Tabelada 137 numarası görününce nefes sesi bile duyulmaz oldu. Resim, görevlilerin elinde arzı endam edince büyük bir alkış koptu, her starın hak ettiği ‘antre alkışı’ydı bu… İki soru vardı akıllarda: Resim bu fiyata alıcı bulacak mı? Bulursa da fiyatı ne kadar yükselecek?
Müzayedeyi yöneten Olgaç Artam’ın ilk kalkan bayrağı işaret etmesiyle birinci soru cevabını buldu. İlk kalkan bayrak Erdoğan Demirören’e aitti. Ardından tek tek yükseldi bayraklar: 1 milyon 100, 1 milyon 200… Ve müzayedeye telefonla katılanlar da eklendi artırmaya… Fiyat 1 milyon 500 bin TL’yi aştığında müzayedeye telefonla katılan iki kişi kaldı karşı karşıya… Antik AŞ görevlisinin temsil ettiği 222 numara ve Antik AŞ’nin sahibi Turgay Artam’ın bizzat temsil ettiği 300 numara… 100’er bin çıkan fiyat 2 milyon TL’ye dayandı, herkes kıpır kıpırdı artık. 222 numaranın 2 milyon 100 bin TL teklifine 300 numara 2 milyon 200 bin TL ile cevap verdi. Ve zafer onun oldu; “Mavi Senfoni”, 2 milyon 200 bin TL’lik satış fiyatıyla Türkiye’de, yaşayan bir ressamın en yüksek fiyata satılan eseri unvanını elde etti.
Olgaç Artam’ın “Satıyorum. Sat-tım” sözlerinden sonra bastığı zilin sesiyle birlikte ilkinden daha büyük bir alkış yükseldi salondan. Ve hemen 300 numaranın kim olduğuna dair fısıltılar dolaşmaya başladı. Tabloyu kimin aldığı ise açıklanmadı.
Zeid’e 1 milyon 50 bin TL
Müzayedede yedi haneli rakama ulaşan bir resim daha vardı. Listede 700 bin TL açılış fiyatıyla yer alan Fahrelnisa Zeid’in “
Londra” adlı tablosu, çekişmeli bir açık artırmanın ardından 1 milyon 50 bin TL’ye alıcı buldu. Tabloyu, Abdi İbrahim İlaç firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut satın aldı.
Geçtiğimiz hafta “Fahişeler” adlı tablosu 500 bin TL’ye satılan Ömer Uluç’un “Odalık” adlı resmi de 80 bin TL’den açıldı ve tekliflerin ardından 425 bin TL’ye, Zeid’in tablosunu da alan Barut’un oldu. İlk kez müzayedede satışa çıkan video
art
çalışması unvanına sahip, Canan Şenol imzalı 20 bin TL açılış fiyatlı “İbret-i nüma” ise 24 bin TL’ye satıldı.
Portakal: Çok önemli
Sanat ve müzayede


danışmanı Rafi Portakal, “Çağdaş Türk resminin 1 milyon dolarlık fiyat barajını geçmesi çok önemli. Alanı da satanı da kutlarım” dedi.
Bugüne kadar satılan en pahalı Türk resimleri
- Osman Hamdi Bey, “İstanbul Hanımefendisi”, 5.975.000 dolar
- Osman Hamdi Bey, “
Kaplumbağa Terbiyecisi”, 3.484.321 dolar
- Şeker Ahmet Paşa, “Narlar ve Ayvalar”, 1.074.380 dolar
- Hüseyin Zekai Paşa, “Natürmort”, 888.889 dolar
- Osman Hamdi Bey, “Rüstem Paşa Camii Önünde”, 643.939 dolar
- Halife Abdülmecit, “İstanbul Limanı Medhali”, 546.218 dolar
- İbrahim Çallı, “
Üsküdar

”, 495.000 dolar n Fahrünnisa Zeid, 487.000 dolar
- Şeker Ahmet Paşa, “Orman Yolu”, 454.545 dolar
- Hoca Ali Rıza “Göl Kenarı” 413.223 dolar

KDV DE EKLENİYOR
‘Mavi Senfoni’ adlı resmin alıcıya maliyeti, yüzde 18 KDV ve müzayede komisyonuyla birlikte yaklaşık 2 milyon 700 bin TL ediyor.

Şeker Ahmet Paşa Hayatı-Eserleri-Tabloları-Resimleri

Şeker Ahmet Paşa Hayatı-Eserleri-Tabloları-Resimleri


”, 495.000 dolar n Fahrünnisa Zeid, 487.000 dolar
- Şeker Ahmet Paşa, “Orman Yolu”, 454.545 dolar
- Hoca Ali Rıza “Göl Kenarı” 413.223 dolar

KDV DE EKLENİYOR
‘Mavi Senfoni’ adlı resmin alıcıya maliyeti, yüzde 18 KDV ve müzayede komisyonuyla birlikte yaklaşık 2 milyon 700 bin TL ediyor.

Şeker Ahmet Paşa Hayatı-Eserleri-Tabloları-Resimleri

Şeker Ahmet Paşa Hayatı-Eserleri-Tabloları-Resimleri



Seker Ahmet Paşa
İlk Profesyonel Türk Ressamı

Şeker Ahmet Paşa (1841 – 1907) Gerçek adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. 1855 yılında Tıbbiyeye giren Şeker Ahmet Paşa; daha sonra Harbiye Mektebine geçti. Resim sanatına olan ilgisi, onun Harbiye Mektebi’nin resim öğretmenliğine atanmasını sağladı. Resim sanatındaki başarılarından dolayı, Paris’e gönderilen Şeker Ahmet Paşa, 1855 yılında Paris’te açılan Mekteb–i Osmanî’de, resim sanatı üzerine öğrenim gördü. Boulanger ve Gerome’un atölyelerinde çalıştı. 1869 yılında yağlıboya çalışmalarını ve Abdülaziz’in karakalem portresini sergileyerek mezun oldu, 1871 yılında Paris’teki diğer Türk sanatçılarla birlikte İstanbul’a dönen Şeker Ahmet Paşa; yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye Mektebine atandı.














Şeker Ahmet Paşa – (1841-1907) Türk Ressamı İstanbul un Üsküdar semtinde doğdu. 1855
yılında Tıbbiye Mektebine girdi. Tıp öğrenimini tamamlamadan, Harbiye Mektebine geçti. Resime olan ilgisi ortaya çıkınca Sultan Abdülaziz tarafından Paris e gönderildi. Burada 7 yıl Gerome Boulanger Atölyelerinde çalıştı. 1871 yılında İstanbul a döndü. Bir yandan Askeri Kariyerini sürdürürken diğer yandan resim yaptı. Natürmort çalışmaları ile ünlüdür. Resimlerinin önemli bir bölümü İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel Müzeleri ile Sakıp Sabancı Müzesi ve bazı özel Koleksiyon larda bulunmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğunda Figüratif Resim ya Enderunda yetişen,yada Tekke ve Dergah gibi dinsel öğretilerin kuram ve uygulamasının gerçekleştirildiği kurumsal yapılardaki Nakkaşların elinde belirli bir seviyeye gelmişti. Tanzimatın ilanıyla birlikte gündeme gelen yenileşme, Osmanlı Seçkinlerinden halka uzanan bir harekettir. 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısında yetişen Ressamların çoğunlukla Askerlerden çıkması ve Paşa Ressamlar olarak adlandırılması bu nedene dayanmaktadır.Topçu Kara Okulu gibi öğretim kurumlarının açılması ve Hendese-i Tersimiyye, Resm-i Hatii gibi resim sayılabilecek bilgilerin verilmesi, yetenekligençlerin yabancı ülkelere, özellikle Fransa ya gönderilmesi bu sonuca neden açmıştır. Böylece Batılı Resim anlayışı sanatımıza girmiştir.
Asıl adı Ahmet Ali dir. Küçük yaşta Tıbbiye Mektebine girmiştir. Resim yeteneği nedeniyle bu okulda Resim Öğretmenliği yardımcılığına getirildi. Daha sonra okuldan ayrılarak Harbiye ye geçti.Abdülazizin ilgisini çekince Resim öğrenimi için Paris e gönderildi. ( 1864 ) önce Mekteb-i Osmaniyeye devam etti. Paris Güzel Sanatlar Akademisine geçti. ve G.Boulan , Ger J.L. Gerome gibi öğretmenlerden dersler aldı. Paris Uluslararası Fuar Sergisinde resimleri sergilendi. ( 1867 ) Resimleri Salona kabul edildi. ( 1869 – 1870 ) Abdülaziz, Avrupa gezisi sırasında sergideki resmini gördü.

Ahmet Ali yi resim seçip almakla görevlendirdi. 1870 te Akademiyi bitiren Ahmet Ali, Prıx de
Romeu kazanarak üç ay süreyle Roma ya gönderildi. Yurda dönünce Kolağası rütbesiyle Sultanahmet teki Sanat Mektebine Resim Öğretmeni olarak atandı. ( 187 ) Uzun hazırlık ve çalışmalardan sonra Sultanahmetteki Mekteb-i Sanayide Türk ve Yabancı Ressamların eserlerinden oluşan bir resim sergisi açmayı başardı. ( 27 Nisan 1873 ) Bu Sergi Türkiye de açılan ilk resim sergisiydi.İkinci sergiyi 1 Temmuz 1875 te Çemberlitaş taki Darulfünun binası salonunda açtı.(Basın Müzesi Binası ) Bu sergide kendi resimleri, diğer Türk Ressamların eserleri, Çoğunlukla Hıristiyan ve yabancı ressamların eserleri yer aldı.

Şeker Ahmet paşa, Abdülazizin takdirini kazanarak Padişah Yaverliğine atandı. Bu görevi sırasında manzara resimlerinden uzaklaştı. ve İstanbul Mercan daki konağındaki Atölyesinde Natürmort çalışmaları yaptı. 1884 te Mirliva ( Tuğgeneral ) 1890 da Ferik ( Tümgeneral ) rütbesine yükseldi.Sanatı – Şeker Ahmet Paşa ÇağdaşTürk Resim Sanatının temel taşlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Peysaj temasına yaptığı dünya çapındaki üslup katkısı Sanatçının mekan derinliği ve Atmosfer ilişkilerini yorumlayan duyarlığının ürünü olarak görünür. Şeker Ahmet Paşanın düzen anlayışına mal olan lirizm, özgün bir şema geometrisiyle dengelenmektedir.

Şeker Ahmet Paşanın yaşadığı yıllarda siyasal ve sosyal açıdan pek çok olay gerçekleşmiş olmasına karşın, Paşanın eserlerinde bu tür olayların ele alınmadığı gözlenebilmektedir. Bu onun bir gözlemci olarak bakışlarını doğaya çevirmiş, yaşadığı topluma kapalı, yalnız iç dünyasında yaşayan bir sanatçı olduğunu ve bu tavrını yaşamı boyunca koruduğunu göstermektedir.
Başlıca eserleri – Karpuz dilimli ve üzümlü Natürmort, Ağaçlar arasında karaca, Manolya ve Meyveler, Talim yapan erler, Manzara, Tepe üzerindeki kaledir.

Vecih Bereketoğlu





 
Seker Ahmet Paşa
İlk Profesyonel Türk Ressamı

Şeker Ahmet Paşa (1841 – 1907) Gerçek adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. 1855 yılında Tıbbiyeye giren Şeker Ahmet Paşa; daha sonra Harbiye Mektebine geçti. Resim sanatına olan ilgisi, onun Harbiye Mektebi’nin resim öğretmenliğine atanmasını sağladı. Resim sanatındaki başarılarından dolayı, Paris’e gönderilen Şeker Ahmet Paşa, 1855 yılında Paris’te açılan Mekteb–i Osmanî’de, resim sanatı üzerine öğrenim gördü. Boulanger ve Gerome’un atölyelerinde çalıştı. 1869 yılında yağlıboya çalışmalarını ve Abdülaziz’in karakalem portresini sergileyerek mezun oldu, 1871 yılında Paris’teki diğer Türk sanatçılarla birlikte İstanbul’a dönen Şeker Ahmet Paşa; yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye Mektebine atandı.



 












Vecih Bereketoğlu




 

 


 


Süleyman Seyyid Bey Tabloları
1842 – 1913 tarihleri arasında yaşamış olan ilk ressamlarımızdan Seyyid Bey’den günümüze kalan, çeşitli müze ve özel koleksiyonlarda ve müzayede kataloglarında rastladığımız yapıtların büyük çoğunluğunun meyvaları, çiçekleri ve günlük eşyaları konu alan natürmortlar olması, günümüzde kendisinin yalnızca bu alanda resim ürettiği yanlış izlenimini yaratmıştır.

Ne var ki bunun böyle olmadığını, ressamı atölyesinde çalışırken gösteren fotograf belgelemektedir. Bu fotografta iki kadın portresi, bir yatan çıplak kadın, tek ağaçlara odaklanan 3- 4 manzara resmi net olarak seçilebilirlerken, ortalıkta hiç bir meyva veya çiçek resmi görülememektedir.


Karpuzlar ve portakallar gibi yinelediği örneklerden birden çok yapıt özellikle sergiye konulmuştur. Yapıtların tümünü ayrıntılı olarak inceleyip birbirleri ile karşılaştırdığımızda, Pertev Boyar’ın,” Süleyman Seyyid bilhassa natürmort ressamıdır…O yemiş ve çiçek motiflerinin meftunu idi. Renk ve perspektife tam bir vukufu olduğundan eserlerinde şeffafiyet ve tazelik görülür. Natürmortta, Şeker Ahmet Paşa, Zekai Paşa ve Hoca Ali Rıza’ya nazaran daha canlı ve kuvvetlidir. 36 senelik hocalığı ile Avrupa’dan getirdiği resim sanatına kendi milli görüş ve karakterini de katarak memleketimize yaymaya ve tanıtmaya muaffak oldu.” yargısı bugün de genelde geçerliliğini korumaktadır.

Seyyid Bey yaşamının son onbeş yirmi yılında -1894 – 1913 yılları – meyvaları, çiçeklerı, şişeleri, bıçakları, meyvalıkları ve bardakları biraraya getirdiği, titizlikle kurguladığı natürmortlarında duyarlı bir anlatıma ve teknik yetkinliğe eş zamanlı olarak ulaşmıştır. Yaptıkları herhalde o günlerde de beğenilmiş olmalıdır ki, özellikle portakalları, karpuzları, kavunları konu alan yapıtları bu taleplere cevap verebilmek için çoğaltılmışlardır. Günümüze kalan oldukça az sayıdaki yapıtının büyük bölümünün yapıldıkları tarihlerde de beğenilerek sahip çıkılan bu resimleri olduğu söylenebilir…

Topkapı Sarayı “Yemiş Odası”, “Kalemişi” iç dekorasyonların çiçek motiflerini aklımıza getirirsek, Osmanlı toplumunda neden Seyyid Bey’in bu tarz yapıtlarının benimsendiğini yadırgamamız gerekir. O batı resim sanatının görme biçimleri ve tekniği ile Osmanlı görsel belleğinin/kültürünün uyumlu bir bileşimini başarabildiği için önemsenmiştir ve yapıtları günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

İSTANBUL HANIMEFENDİSİ / OSMAN HAMDİ BEY
Osman Hamdi yakın çevresini resimlemeyi tercih eden bir sanatçı. Son Osmanlı Sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olan Osman Hamdi’nin çizdiği bu resimdeki kadının da kim olduğu tam olarak bilinmemekle beraber Osmanlı Hanedanı’ndan biri olduğu tahmin ediliyor. Bazı çevrelere göre bu kadın Fransız modasının Osmanlı’daki yansımasını göstermek için resmedildi. İstanbul Hanımefendisi oryantalist resmin çok başarılı bir örneği. Osman Hamdi tabloda Batılı ressamlardan farklı şekilde Doğu’da yetişmiş biri olarak kendi toplumuna bakıyor. Türk resim sanatında tam boy olarak bir insanın resmedilmesinin de ilk denemelerinden biri olmasıtablonun önemini artırıyor. Boya ve ışık olarak son derece dengeli bir resim.
8 MİLYON YTL

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ / OSMAN HAMDİ BEY
Bir rivayete göre Osman Hamdi’nin burada resmettiği kişiiçinde bulunduğu yapının penceresinden dışarıda yapılan bir idamı seyrediyor. Gerçekteyse resimde görünen Kaplumbağa Terbiyecisibizzat Osman Hamdi’nin kendisi. Osman Hamdi bir üslubun peşinde (Oryantalizm) koşan ilk ressamlarımızdan biriydi. Bu nedenle tüm resimleri önemli. Tablonun tekniği mükemmel olarak niteleniyor. Osman Hamd kaplumbağaların dizilişinden tutun pek çok detayı defalarca çizerek bu tablo için ciddi bir ön hazırlık yaptı.
5 MİLYON YTL

NARLAR VE AYVALAR / ŞEKER AHMET PAŞA
Şeker Ahmet Paşa Paris’teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ne hayattayken eseri kabul edilen ilk Türk ressamı. Bu nedenle neredeyse tüm resimleri önemli. Geometrik açıdan sepetteki ayva ve narların dizilişi ve birbirleriyle oluşturduğu kompozisyon resmin en dikkat çekici özelliği. Narlar ve Ayvalar adlı natürmotun bir diğer özelliğiyseışığın ve renklerin birbiriyle oluşturduğu uyum ve resmin gerçekçi duruşu. Şeker Ahmet Paşa ile ilgili bir not daha: Osman Hamdi’nin hocası Jean Leon Gerome kendisine üstat (mon maitre) diye hitap ederdi ve Fransa Devlet Nişanı (Legion d’honneur) ile onurlandırılmıştı.
1.3 MİLYON YTL

RÜSTEM PAŞA CAMİİ / OSMAN HAMDİ BEY
Osman HamdiOsmanlı’daki ilk güzel sanatlar akademisini açtığı için önemli bir ressam. Resim sanatının Osmanlı’da resmi olarak başlamasını sağladı ve resimle ilgilenen sanatçılar bu dönemden sonra mesleğe kavuştu. İlk arkeoloji müzesini açan da oydu. Osman Hamdi’nin tarihsel kimliğinin önemi resimlerini de değerli kılıyor. Osman Hamdi birçok eserinde olduğu gibi bu eserinde de yine kendisini resmetmiş. Resimdearkada görünen kapı açık ve belli belirsiz içeriyi görüyoruz. Sanatçı burada dış mekânı ve içeriyi aynı anda okuyor. İçerinin tamamı görünmüyor çünkü sanatçı mekânın içindeki manzarayı izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Osman Hamdi bu resminde oryantalizmin kurallarını yıkmaya ve daha doğal bir ortam yaratmaya çalıştığı için tablo son derece değerli.
850 BİN YTL

HALİÇ / NACİ KALMUKOĞLU
Naci Kalmukoğlu Rus empresyonizminin izini süren bir ressam. Eğitimini Rusya’da tamamladıktan sonra nüler ve portreler yaptı. Manzara çalışmalarının sayısıysa oldukça az. Eserin değerli olmasının bir nedeni de bu… Kalmukoğlumanzara resimlerini bir nevi gezi notları olarak çiziyorbeğendiği yerleri kendi yorumuyla tarihe not düşüyor. Kalmukoğlu’nun bu resminde fırça vuruşları ve ışık değerlerini dağıtması çekici. Bu resimeski Halil Bezmen koleksiyonunda bir başyapıt olarak bilinirdi.
650 BİN YTL

ÜSKÜDAR / İBRAHİM ÇALLI
İbrahim Çallı’nın bugüne kadar satışa sunulan en önemli eserlerinden biri. Resmin önemi ressamın paletindeki tüm renkleri ustalıkla kullanmasından geliyor. Resme baktığınızda kendinizi Çallı ile beraber Üsküdar’dao yıllarda dolaşır gibi hissedersiniz. Çok iyi bir teknikle yapılan resim son derece doğal ve samimi.
600 BİN YTL

SOKAK MANZARASI / NAZMİ ZİYA GÜRAN
Resimleri ve çalışma tarzı ile empresyonizmi en üst seviyede temsil eden ressamlarımızdan Nazmi Ziya’nın bu eseri başyapıtları arasında gösteriliyor. Sanatçının toplam eser sayısının 500’ü geçmediği biliniyor. Bu nedenle eserleri sanat camiasında yoğun ilgi görüyor. Sanatçı tipik tarzı olan değişken ışık anlayışını bu resmine de aktarmış.
560 BİN YTL

ADADA GEZİNTİYE ÇIKAN KADINLAR / İBRAHİM ÇALLI
Çallı bu resminde Cumhuriyet’in ve kadınların değişimini bizlere aktarıyor. Tablonun enteresan yanıysa 60 yıl boyunca bir köşktekimse tarafından bilinmeden saklı kalması. Çok sayıda resim üreten Çallı yapıtlarının birçoğunu çevresindeki insanlara armağan ederdi. Bu nedenle İbrahim Çallı’nın halen gün ışığına çıkmamış çok sayıda eserinin bulunduğu tahmin ediliyor.
505 BİN YTL

GÖL KENARI / HOCA ALİ RIZA
Hoca Ali Rıza  yıllarca Avrupa’yı görmedenaskeri okulda öğretmenlik yaparak öğrencileri için baskılar üreten bir ressam. Eserleriniöğrencilerine göstermek ve onlara resim öğretmek için yapıyor. Sanatçı geleneksel resimlerine Batılı bir tarz katıyor ve bu resmin önemi de buradan geliyor. Empresyonizmi görmemiş Avrupa’ya gitmemiş Hoca Ali Rıza’nın bu resmindeki ışık değerleriresim uzmanlarını da şaşırtıyor.
500 BİN YTL

KİRAZLAR / SÜLEYMAN SEYYİT BEY
Süleyman Seyyit Bey’in bu natürmortunda kurduğu kompozisyon değerlerisanat çevrelerinin takdirini topluyor. Sanatçı bu eserinde kirazları muhteşem bir geometrik kurguda resmetmiş. Ressamın bu tablodaki tekniği de başarılı. Eserdeçok ince bir boya tekniği kullanılmış ve ışıklı renkler tercih edilmiş. Renklerin birbiriyle kurduğu açık-koyu ilişkisitablonun bir diğer dikkat çekici özelliği.
487 BİN YTL

HÜSEYİN AVNİ LİFİJ (Samsun, 1886 – İstanbul ,1927)
Sanatçının ailesi 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sırasında Kafkasya’nın Kuban bölgesinden göç ederek önce Samsun’a yerleşti. H.Avni Lifij, Samsun’un Ladik ilçesine bağlı Karamüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldısultan köyünde doğdu. Çerkes, Adige kökenlidir. Ailesi, Samsun’dan göç ederek İstanbul Rumelihisarı’na yerleşti. İlk öğrenimini Fatih’de mahalle mektebinde, orta öğrenimini Şehzadebaşı “Numune-I Terrakki” mektebinde yaptı.
Sanatçının o yıllarda Ayasofya’da mimari çizimler yapan Henry Prost ile tanışması, sanat öğrenimi için Sanayi-i Nefise’ye başvurmasına yol açtı. Osman Hamdi , onun resimlerini, Avrupa’ya öğrenci göndermek isteyen Şehzade Abdülmecid’e gösterince, Hüseyin Avni’ye Avrupa’nın kapıları açılmış oldu. Bir yıl kadar Sanayi-i Nefise’de süren bir eğitimden sonra Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ne gönderilen sanatçı, Cormon’un atölyesine yazıldı. Ancak Paris’de bulunduğu yıllarda daha çok simgeci ressamlara ilgi duydu.

1912′de İstanbul’a dönünce bir süre öğretmenlik yaptı. Sanat ortamına ilk kez 1916 yılında Galatasaray Lisesi’nde açılan sergiye resim vererek katıldı. Ertesi yıl aynı yerde açılan sergide, çoğunluğu İstanbul’un çeşitli görünümleri olan 20 resmi yer aldı. Bir süre dönemin Harbiye Nazırı tarfından açılan Şişli’deki resim atölyesinde savaş ve kahramanlık konulu çalışmalar yapan Hüseyin Avni, açılan sergilere düzenli olarak resim vermiştir. 1923′de Güzel Sanatlar Akademi’sinde süsleme hocalığına getirildi. Sanatçının ölümünden sonra 1931′de İstanbul Alay Köşkü’nde geniş bir retrospektif sergi düzenlenmiştir. Eserleri müzeler ve çeşitli kurum ve özel koleksiyonlarda yer alır.
 

 

 
ÜNLÜ TÜRK RESSAMLARŞEKER AHMET PAŞAŞeker Ahmet Paşa, çağdaş Türk resim sanatının temel taşlarından biri olarak değerlendiriliyor. Batıdaki deneyimleri özümseyen bir istemle, peyzaj temasına yaptığı dünya çapındaki üslup katkısı, sanatçının mekan derinliği ve atmosfer ilişkilerini yorumlayan duyarlılığının ürünü olarak görünür.

HALİL PAŞA

İzlenimci ışık ve renk çözümlemelerine özgün bir ayrım kazandıran Halil Paşa, bu yönde uğraş veren resim sanatçılarına örnek oluşturmakla kalmıyor, klasik anlayışa uygun yapıtları ve derin anatomi bilgisini yansıtan çizim etütleriyle çok yönlü kişiliğini ortaya koymuş oluyor.

HOCA ALİ RIZA

Hoca Ali Rıza özellikle peyzaj alanında üstün şiirsel nitelikli bir üslup varlığı gösteriyor. Büyük bir eğitici etkinliği olan sanatçı çeşitli çizim etütlerini kapsayan taş baskısı albümlerle, Türk resminin yenilenme olgusunu geniş kesimlere yaymış, giderek Efsaneleşen bir isim olmuştur.

İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı, kendi kuşağı içindeki sanatçılar arasında uçarı denebilecek bir üslup dinamiziyle karşımıza çıkar. Resimlerine yerel bir atmosferin tadını kazandırmakta, izlenimci sınırları aşan bir duyarlılığa sahiptir.

SÜLEYMAN SEYYİD

Natürmort temasına karşı yoğun ilgisiyle bilinen Süleyman Seyyid, peyzaj ve figür alanında da üstün yeteneklerini kanıtlıyor. Süleyman Seyyid özellikle resim düzeninin içerdiği yön zıtlıklarında ifadesini bulan üslup dinamizmiyle özgün yerini kazanıyor.

HİKMET ONAT

Hikmet Onat 1914 kuşağının bazen hafif ışık titreşimlerine yönelen üslup anlayışına farklı boyutlar getirmiş geniş ve enli tuş bireşimlerinden oluşan bir tarz geliştirmiştir

RUHİ AREL

M.Ruhi , gerçekçi temaları yorumlamakta yaşıtı olan diğer ressamlardan daha büyük bir duyarlılık göstermiş ve resimlerine yoğun bir yerel atmosfer kazandırmakta en büyük başarılardan birini ortaya koymuştur.

AVNİ LİFİJ

20.yy ilk çeyreğinde etkin olan üslup çabaları arasında, en başta sözü edilmesi gereken sanatçının Avni Lifij olduğu söylenebilir.Avni Lifij, lirizmin doruğunda sayılabilecek üstün bir renk yeteneğiyle, sağlam bir desen uğraşını bir arada yürütebilen ender sanatçılardan biridir.

TURGUT ZAİM

Türk resim sanatının cumhuriyet dönemi ile birlikte açılan yeni ve özgün atılımları içinde, köy temalarına yönelik figür üslubuyla Turgut Zaim’in oluşturmayı başardığı ulusal-yerel atmosfer, hala aşılamamış bir değer sistemi gibidir.

ALİ AVNİ ÇELEBİ

Üslup yaklaşımını, düzenin konstrüktif bir ilke çevresinde oluşmasına bağlıyan Ali Çelebi’nin bunun yanı sıra ifadeci bir anlatıma yönelik değer ölçütlerinin araştırısı içinde olduğu da görülür.

EŞREF ÜREN

Kent oluşumlarından kesitleri işleyen peyzajlarında, Eşref Üren’in düzene açık ve sınırsız bir ifade boyutu getiren duyarlılığının canlı titreşimlerine tanık olunabilir.

MAHMUT CUDA

Mahmut Cuda, kendisi de belirttiği gibi, deformasyona hiç rağbet etmeyen bir biçimlendirme ilkesini sonuna kadar denemiş ve bundan yeniliklerle rekabet edebilen bir tazelik üretmesini de bilmiştir.

NURULLAH BERK

Nurullah Berk’in kübizmen A. Lhote’tan esinlenen ve oldukça dekoratif bir yön tutturan uygulamaları içinde görülür.

B.RAHMİ EYÜBOĞLU

Bedri Rahmi Eyüboğlu gelişmesi boyunca folklorik nakışlarla kurduğu resimsel ilişkileri popüler boyutlara eriştiren bir sanatçı olarak dikkatleri üzerine toplamıştır.

FİKRET MUALLA

Fikret Mualla hemen hemen tümü Fransa’da geçen sanat yaşamı boyunca, çalışmalarını, evrensel figüratif sanata yapılmış modern bir katkı olarak gerçekleştirmiştir.

NURİ İYEM

Nuri İyem figüratif ve soyut çalışmalarının tümünde özenli bir işçiliğin giderek ustalık katına ulaştığı bir gelişme içinde görülür.

ADNAN ÇOKER

Soyutlamayı yerel mimari unsurlardan esinlenen bir düzen anlayışı içinde sunan Adnan Çoker teknik açıdan da perfeksiyona yönelmiş biri olarak görünür.

ÖMER ULUÇ

Soyutlayıcı resim fantezisini, giderek figüratif yolda açılım kazanan yeni bir boyuta oturtmakta Ömer Uluç’un özel bir yer aldığını rahatça belirtmek mümkündür.

ORHAN PEKER

Orhan Peker özgün resim üslubuna, soyutlanmaya yönelik lekeci bir anlayış çerçevesini yoğun ifade içerikleriyle kaynaştırarak geliştirme yolunu açmıştır.

CEMAL TOLLU

Cemal Tollu kübist bir Resim üslubu anlayışına yöresel anlamalar kazandırma yolunda bir sanatçı olarak görülmektedir.

NAZMİ ZİYA GÜRAN

Nazmi Ziya’nın 1914 kuşağı sanatçıları arasında ışık titreşimlerine karşı en duyarlı kişiliği oluşturduğunu görüyoruz. Nazmi Ziya’nın resimlerinde doğa parçaları ışığı emmiş yoğun renk kümeleri halinde ve şiirsel ifade yükleriyle doludur.

OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi’nin, Fotoğraf büyültme yöntemini kullanarak Türk resminin figür çalışmasına açılmasında önemli bir katkısı olmuştur. Oryantal temaları işleyen resimleriyle Portre ve peyzaj alanına yöneldiği resimleri arasında kaynaşık bir üslup birliği yoktur.

BİLAL GENİŞ

1954 Gülnar doğumlu olup,Kendine has tarzı ile tabiatı bulmaca çözer gibi çözen,Bizlerin göremediğini gören ve tuvale betimleyen, kendini mutlaka tablonun içine gizleyen, kendi kendini yetiştiren alaylı bir ressamdır. Genel olarak Klasik, Oryantal,Sürrelist, Empresyonist, Apstrac,Peysaj, Naturmort,Portre V.S. her türlü resmi yapan,En çok sergi açan 10 türk ressamdan biridir, Ressamlığının yanı sıra Şiir, Hikaye ve roman yazan, Gitar çalıp beste yapan çok yönlü ender raslanan bir sanatçıdır.

FAHRİ KAPTAN

Fahri Kaptan adıyla bilinen sanatçı, Pirimitif adı verilen diğer foto yorumcu ressamlar gibi Saray bahçesi, Köşkler ve benzerleri kapsayan manzara resimleri oluşturmuş, teknik planda üstün başarısını kanıtlayan uğraşlar içine girmiştir

NEŞET GÜNAL

Neşet Günal’ın resmini değerlendirmenin tek yolu, geniş figür ilgileri ortamında gerçekleşen toplumsal bir tutkuyu dile getirmektir

SAFA BÜTE

24 Eylül 1958’de Niğde’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Niğde’de tamamladıktan sonra Adana’ya yerleşti.1989 Anadolu Üniversitesi İş-İdaresi Bölümü mezunu. Vatani görevini İzmir’in Çeşme ilçesinde tamamladıktan sonra Afsin Elbistan Termik Santralı’nda teknik tercümanlık, daha sonra da iki yıl kadar bankacılık yaptı.

ARİF TURAN

1963 yılında doğdu. 1982-86 yıllarında Hacettepe Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü’nde okudu. 1986 yılında aynı Üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim bölümü’ne girdi. 1990 yılında mezun oldu. 7 kişisel sergi açtı. Yurtiçi ve yurtdışında özel koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır.Çalışmalarını İstanbul’da sürdürüyor.

HACER TEREKLİ

1948 – KARABÜK doğumlu 1990 yılında Marmara üniversitesi G.S.F Geleneksel Türk El Sanatları bölümünden (3. lükle) mezun oldu. Çorlu halk eğitim ve Safranbolu M.Y.O’da Güzel sanatlar dersinde ögretmenlik yaptı. Bir çok sergiler açtı. Suluboya, Guas, Pastel, Vitray, Kumaş, Seramik ve Yağlıboya üstünde çalışıyor.

AYDIN AYAN

1953 yılında Trabzon’da dogdu.1972-77 yillari arasinda ögrenim gördügü Istanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nde, 1979 yilinda asistan olarak göreve basladi. 1986-87′de British Council’in bursuyla gittigi Ingiltere’de sanatsal çalismalar yapti. 1988 yilinda ögretim görevlisi, 1990′da doçent ve 1998 yilinda da profesor oldu.

DEVRİM ERBİL

1937 Salihli’de dogdu. 1954 Istanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. 1959 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden mezun oldu.1962 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde asistanlik görevine basladi. Bedri Rahmi Eyüboglu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli Atölyeleri’nde görev aldi.

EDA BAHADINLI

1964 Istanbul’da dogdu.

1981 – 86 Mimar Sinan Universitesi Guzel Sanatlar Fakultesi Resim Bolumu’nde Lisans Egitimi.

1989 – 91 Ayni bolumde Yuksek Lisans Egitimi.

1990 MSU Mezunlari Dernegi Karma Resim Sergisi

1993 Devlet Guzel Sanatlar Galerisi Kisisel Sergi

CANAN DAĞLIÖZ

1951 Makedonya’da (Istip) doğdu. 1971 Buca Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünü bitirdi. 1992 Balıkesir’de Özdemir Yemenicioğlu atölyesinde çalışmalarına başladı. Yine ayni atölyede çalışmalarını sürdürmektedir.

ABİDİN ELDEROĞLU

Abidin Elderoğlu 1901’de Denizlide doğdu, 1974’te Ankara’da öldü. Resim sanatına olan ilgisi, İdadi’de okuduğu yıllarda gelişti. 1919′da bu okulu bitirince, resim öğretmenliği vekilliğine atandı. İstanbul Öğretmen Okulu’nda okudu.

FERİDE BİNİCİOĞLU

1963’te Adana’da doğdu. 1986 Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümünden mezun oldu.

Çalışmalarını Yalova’daki atölyesinde sürdüren sanatçı birçok karma sergiye katılmıştır.

Sanatçının eserleri yurtiçi ve yurtdışında çeşitli koleksiyonlarda yer almaktadır.

Kişisel Sergileri:

1988 Akbank Sanat Galerisi-İstanbul

1989 Pamukbank Sanat Galerisi- İstanbul

1996 Simurg Sanat Galerisi-İstanbul

FERRUH BAŞAĞA

1914 yılında İstanbul’da doğdu.

1936 – 40 tarihleri arasında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitimini tamamladı.

1940’da Müstakil Ressamlar Derneği Üyeliği yaptı.

1947’de İGSA Yüksek Resim Bölümü’nden mezun oldu.

Aynı üniversitede öğretim üyeliği de yapan Ferruh Başağa yurtiçi ve yurtdışında bir çok kişisel sergi açtı ve karma sergiye katıldı.

Halen İstanbul’daki atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.

S. SAİM TEKCAN

1940 Trabzon’da doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsü Lisans Diploması. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Lisans Diploması, Mimar Sinan Üniversitesi Sanatta Yeterlilik Diploması. 1968-1975 Atatürk Eğitim Fakültesinde öğretim üyeliği. 1975 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyeliği.

MEHMET ALİ LAGA

Mehmet Ali LAGA (1885-1948), Osmanlı Ressamlar Cemiyeti üyesidir. Cemiyet 1921 yılından adının değiştirilerek Türk Ressamlar Cemiyeti’ne dönüştürülüşüne kadar, bu isimle yoğun bir sanat faaliyeti içinde olmuştur. Türk Resmi’nde 1914 Kuşağı olarak adlandırılan sanatçılar grubu cemiyetin etkinliklerinin ağırlık noktasını oluşturmuşlardır.

NECMİ TORAMAN

1969 Erzurum Hasankale doğumlu. ilk ,orta ve lise eğtimini istanbul’da aldı ve halen yaşamımı istanbul’daa sürdürmektir. Çizimle ilk uğraşları lise yılarında yaptığı karakalem çalışmalarla oldu. 98 yazında ilk karakalem desen denemeleri yaptı, yaptığı desenleri daha sonra yağlı boya çalışmalara uyarladı , bu süreçte arayış, araştırma ve denemelere ağırlık verdi. Hiç bir eğitim ve ders almayan tamamen kendi araştırma ve denemeleriyle çalışmalarını sürdürmektedir.

CAN GÖKNİL

Can Göknil, 1945 yılında Ankara’da doğdu. 1966 yılında İstanbul, Arnavutköy Kız Koleji’den mezun oldu. Resim çalışmalarını, bir rastlantı sonucu tanıştığı ressam-seramik sanatçısı Seniye Fenmen’in atelyesinde, lise yılları boyunca sürdürdü. Bu konuda bilgisini geliştirmek üzere Amerika’ya gitti.

A

* Abdullah Meriçadalı
* Abidin Dino
* Acar Başkut
* Adnan Turani
* Adnan Yalım
* Ahmet Atan
* Ahmet Güneştekin
* Ahmet Saral
* Ahmet Ziya Akbulut
* Ahmet Özol
* Cemal Akyıldız
* Ali Avni Çelebi
* Aliye Berger
* Arif Dino
* Asaf Zeki Yüksel
* Aslı Özer
* Avni Arbaş
* Ayhan Türker
* Ayten Timuroğlu
* Ayşegül Yeşilnil

B

* Balkan Naci İslimyeli
* Bedri Baykam
* Bedri Rahmi Eyüboğlu
* Bilal Geniş
* Birsen Özbilge
* Burhan Uygur

C

* Canan Güldal
* Cansen Ercan
* Celal Esad Arseven
* Cem Yalın
* Cemal Güvenç
* Cemal Varol
* Cevat Dereli
* Cihat Burak
* Cuma Ocaklı

D

* Devrim Erbil

E

* Rahşan Ecevit
* Elif Naci
* Embiya Çavuş
* Emel Korutürk
* Engin Varol
* Ercan Kazmaz
* Erdoğan Zümrütoğlu
* Eren Eyüboğlu
* Ergin İnan
* Erol Akyavaş
* Ali Arif Ersen
* Ertuğrul Oğuz Fırat
* Esti Saul
* Eşref Armağan
* Eşref Üren

F

* Fahir Aksoy
* Fahrelnisa Zeid
* Ferik İbrahim Paşa
* Ferruh Başağa
* Fethi Karakaş
* Fevzi Karakoç
* Feyhaman Duran
* Fikret Muallâ
* Fikret Otyam
* Fikret Öztürk

G

* Gökhan Anlağan
* Gülsün Karamustafa
* Gülten İmamoğlu
* Günay Sağun
* Gürhan Yücel
* Gürkan Coşkun

H

* Habip Aydoğdu
* Hakkı Torunoğlu
* Hale Asaf
* Halil Dikmen
* Hamit Görele
* Harun Antakyalı
* Hasan Hulusi Mercan
* Hasan Kavruk
* Hasan Nazım Balaban
* Hasip Pektaş
* Hatice Ayseli Göksoy
* Haydar Hatemi
* Haşmet Akal
* Hikmet Karagöz
* Hikmet Onat
* Hoca Ali Rıza
* Hüseyin Avni Lifij
* Hüseyin Kılıçkan
* Hüseyin Zekai Paşa

İ

* İbrahim Balaban
* İbrahim Çallı
* İhsan Şurdum
* İsmail Acar
* İsmail Altınok
* İsmail Avcı
* İsmet Üstekin

J

* Jak İhmalyan
* Jale Yasan
* Jale Yılmabaşar

K

* Kasım Koçak
* Kayıhan Keskinok

M

* Mahmut Cûda
* Malik Aksel
* Matrakçı Nasuh
* Mehmed Baha
* Mehmet Ali Laga
* Mehmet Güler
* Mehmet Güleryüz
* Mehmet Güreli
* Mehmet Kapçak
* Mehmet Muazzez Özduygu
* Mehmet Pesen
* Mehmet Ruhi Arel
* Melda Kamhi
* Memet Güreli
* Metin Eloğlu
* Mihri Müşfik Hanım
* Muhittin Sebati
* Muhteber Demirtaş
* Mustafa Ayaz
* Mustafa Horasan
* Mümtaz Sağlam
* Mümtaz Yener
* Mürşide İçmeli

N

* Namık İsmail
* Nazan Azeri
* Nazan Sönmez
* Nazlı Ecevit
* Nazmi Ziya Güran
* Necmettin Özlü
* Nedim Günsür
* Nermin Pura
* Nevin Çokay
* Nevzat Akoral
* Nevzat Kasman
* Neş’e Erdok
* Neşet Günal
* Nilgün İleri Köseoğlu
* Nilgün İrmikçi
* Numan Pura
* Nuri Abaç
* Nuri İyem
* Nurullah Berk
* Nusret Çolpan

O

* Onay Akbaş
* Orhan Peker
* Orhan Taylan
* Orhan Umut
* Osman Asaf
* Osman Hamdi Bey
* Osman Nuri Paşa

Ö

* Ömer Adil
* Ömer Lütfü Çetin
* Ömer Uluç
* Özdemir Altan

P

* Peyami Gürel

R

* Rahmi Pehlivanlı
* Ramiz Aydın
* Refik Epikman
* Ressam Halil Paşa

S

* Sabahattin Tuncer
* Sabri Berkel
* Sami Baydar
* Sami Yetik
* Selim Turan
* Serdar Gökhan
* Süleyman Saim Tekcan
* Süleyman Seyyid
* Sırrı Özbay

Ş

* Şefik Bursalı
* Şenol Yorozlu
* Şeref Akdik
* Şevket Dağ
* Şükriye Dikmen
* Şerafettin Bulca

T

* Tevfik Dilişen
* Tiraje Dikmen
* Turan Erol
* Turgut Atalay
* Turgut Zaim

V

* Vala Somalı

Y

* Yalçın Gökçebağ
* Yusuf Demirtaş

Z

* Zekai Ormancı
* Zeki Faik İzer
* Zeki Kocamemi
* Zerrin Tekindor
* Zuhar Adaçoğlu
Kaynak : Alıntı

 

Anasayfa – Tüm Sanatlar – Resim Sanatı
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular Yazar :Şahamettin Kuzucular
13 Ekim 2011 Perşembe
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/251595.jpg

1914 Çallı Kuşağı (Türk İzlenimcileri)

1908’de kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin asker kökenli ressamlardan sivil kuşağa geçiş, 1910 Çallı grubu olarak bilinen izlenimci ressamlar kuşağıyla gerçekleşmiştir. Türk resminde figür geleneğini başlatan Osman Hamdi’den bu ressamlara geçiş, aynı zamanda modernleşme sürecinin de başlangıcını oluşturur.

Şişli’de kurdukları bir atölyede daha çok büyük boy savaş resimleri yaparak Viyana ve Berlin’de Osmanlı Muharebe Resimleri sergisi planlandı. Kısa sürede hazırlanan eserler Viyana’ya götürüldü. 1918 yılında Viyana Üniversitesi salonlarında sergi açıldı. Türk ve yabancı protokolün açılışa katıldığı sergi Türkiye sanat çevrelerinde duyuruldu. Dönemin gazete ve magazin dergilerinde yer aldı

Genel olarak figürlü kompozisyon ve portre alanında izlenimci tarzda eserler meydana getirdikleri gözlenen bu sanatçılar arasında büyük ölçüde portre ressamlığına yönelmiş olan sanatçı ise Feyhaman Duran (1886-1970) dır. Feyhaman Duran’ın İstanbul Üniversitesi’ne bağışlamış olduğu Beyazıt’taki evinin 2001 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından restorasyonu tamamlandıktan sonra, içindeki eşyalar, aslına uygun biçimde düzenlenerek Feyhaman Duran Kültür ve Sanat Evi olarak hizmete açıldı…

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/2/27/Ibrahim_%C3%A7all%C4%B1_Zeybekler.jpg
Zeybekler- İbrahim Çallı1914 kuşağı sanatçıları, çağdaş Türk resim tarihi içinde Şişli Atölyesi olarak bilinen ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın isteği ile Viyana ve Berlin Sergileri için konusu savaş ve kahramanlık olan resimler yaptırmak amacıyla Şişli’de açılan atölyede de çalıştılar. Cumhuriyet döneminde de etkinlikleri süren bu sanatçılar, toplumsal konulu eserler yanında Atatürk ve devrimlere bağlılığı konu alan resimler de yaptılar. Aralarında eğitimci yönleri bulunanlar ise Cumhuriyet dönemi resim sanatçılarının yetişmesinde önemli rol oynadılar.

Bu sanatçılar izlenimciliği Türk resmine taşıdılar. Ortak bir sanat anlayışına sahip oldukları söylenebilecek olan bu grupta Hüseyin Avni Lifij simgeci görünümü ile farklılık göstermektedir. Grubun başlıca ilham kaynağı İstanbul’un görünümleri (Peyzajları) olduğu, Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat’ın İstanbul’un çeşitli bölgelerini konu alan çalışmalarından da anlaşılmaktadır. Çallı Kuşağı, Batılı izlenimcilere oranla daha rahat ve içgüdüsel davranarak, doğanın büyüsüne kapılıp kendilerinden geçercesine resimler yaptılar.

 

Çallı kuşağı olarak adlandırılan bu dönemin sanatçılarından Hüseyin Avni Lifij, Sanayi-i Nefise’de kısa süre eğitim aldıktan sonra Paris Güzel Sanatlar Okulu’na gönderildi. Gölgesi ufka düşen ağaçlar, servilikler, kızılımsı bir güneşin aydınlattığı gizemli manzaralar içli bir melankolinin ördüğü ıssız yollar iç dünyanın dışa vurulduğu karmaşık ilişkiler Lifij’in resimlerine içli bir şiirsellik katar. Namık İsmail ise, Türk resim sanatında kişisel üslup ayrımlarının belirginlik kazanmasını sağlayan büyük ustalardan biridir. Temalara biçimsel yaklaşımı belli sınırları aşmayan bir deformasyon eğilimi yansıtır.
Türk Resim Sanatında 1914 yılından itibaren büyük bir uyanış başladı. Bu sanat hareketinde 1914 kuşağı ya da Çallı Kuşağı olarak Sanat Tarihimize geçen sanatçı grubunun başını kendisi ve Ali Sami Boyar, Hikmet Onat, İbrahim Çallı, Ali Cemal, Namık İsmail, Nazmi Ziya Güran, Feyhaman Duran, Hüseyin Avni Lifij gibi arkadaşları çekti.

 

İBRAHİM ÇALLI:

( d.13 Temmuz 1882, Çal, Denizli – ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul ) Türk ressam,

Ailesi tarafından askeri okula girmek üzere İstanbul’a gönderildi. Ancak; resim çalışmalarına yöneldi Ermeni asıllı Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri alan Çallı, Şeker Ahmet Paşa’nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.

Ressam Ruhi’nin önerisiyle çoğunluğu Sanayi-i Nefise Mektebi mezunu Sami Yetik, Şevket Dağ, Hikmet Onat,Agah Bey, Mehmet Ruhi Arel, Ahmet Ziya Akbulut, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa, Nazmi Ziya Güran,Hüseyin Avni Lifij, Feyhaman Duran, Mehmet Ali Laga ve Müfide Kadri gibi genç ressamlardan oluşan veTürk ressamlarının ilk örgütü olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin üyesi oldu.

Dosya:Hatay'ın Anavatana Hasreti.jpg

Hatay’ın anavatana hasreti- İbrahim Çallı.1910 ile 1914 yılları arası Paris’te Fernand Cormon’un atölyesinde öğrenimini sürdürdü.

“Şişli Atölyesi” etkinlikleri kapsamında ürettiği çalışmarının Viyana ve İstanbul sergilerinin 1917 yılında altı eseriyle katıldığı İstanbul sergisinde “Sanayi-i Nefise Madalyası” kazandı. 1914 Kuşağı onun adıyla “Çallı kuşağı” olarak anıldı.

Şeref Akdik, Refik Epikman, Saim Özeren, Elif Naci, Mahmut Cuda,Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu yetiştirdiği öğrenciler arasında gösterilebilir.

1947 yılında emekli olan ve 22 Mayıs 1960 yılında mide kanaması sonucu İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Dosya:Manolyalar.jpg
Manolyalar- İbrahim Çallı

 
     

http://www.ahmetnuray.com/kucuk_resimler/resimler/unlu-turk-ressamlarindan-ibrahim-calli-eserleri-resimleri.jpgCami- Nazmi ziya Güran

Adada Gezintiye Çıkan Kadınlar- İbrahim Çallı

Yrd. Doç. Dr. Özand Gönülal, İbrahim Çallı’nın resimlerini, genel olarak “manzara, natürmort, nü, ve portreler olmak üzere gruplandırmak mümkündür” der. “Resim yüzeyinde kullandığı renk skalası içerisinde yer alan çarpıcı renkleri, kayığın üzerinde topluyor olması, dikkati insan varlığının gün içerisinde yaşadığı zorlu bir yaşam kesitine çekmeye çalıştığı izlenimi yaratmaktadır. 1914 kuşağı ressamları arasında bu gruba adını verecek kadar ön plana çıkan İbrahim Çallı, Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında batı anlayışına yönelik bir sürece girmesinde önemli itici güçlerden birisi olmuştur. Çalışmalarının tümünde gözlemlenen izlenimci anlayış, Avrupa’nın resim uygulamalarında görülen izlenimcilik akımının kurallarını sıkı sıkıya uygulamaktan çok, kendine özgü bir karakter sergileşmiştir” ( Yrd. Doç. Dr. Özand Gönülal, http://www.sanatteorisi.com/Makaleler.asp?sayfa=Oku&id=165 )

Eserlerinden bazıları: Cami Avlusu, Mevleviler, Dikiş Diken Kadın, Hatay, İstiklâl Savaşında Zeybekler, Türk Topçularının Mevzie Girişi, Nü, Balıkçı Kayığı, Çayır ve Keçiler, Manolyalar, Atatürk, İsmet İnönü ve Yahya Kemal Beyatlı portreleridir.

 

FEYHAMAN DURAN

(d. 1886, Kadıköy, İstanbul, Türkiye – ö. 6 Mayıs 1970 İstanbul), Türk ressam ve hattat.

Türk Resim Sanatı’nda, Portre sanatının ilk ve en önemli temsilcisi sayılır.

http://www.photoshopmagazin.com/sharings/images/n_c4bfbfb9d0f23_2f60b974d734a7a454e5356f62.jpg

,şair ve öğretmen olan Süleyman Hayri Bey oğlunu 1895 yılında, günümüzdeki adı Galatasaray Lisesi ‘ne kaydettirdi. Burada, ressam Şevket Dağ, Tevfik Fikret ve Viçen Arslanyan Efendi’nin öğrencisi oldu. Galata Sarayı Humayun Mektebi’ne atandı. Abbas Halim Paşa, onu Paris’e gönderme girişiminde bulundu

1911 ile 1913 yıllarında Paris’te Academie Julian’da Jean Paul Laurens Atölyesi’ne kaydoldu. İzlenimcilik akımına yakınlık duydu. I. Dünya Savaşı’nın çıkışıyla birlikte yurda döndüğünde Galatasaray Sergileri’ne her yıl düzenli katıldı. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nın sergilerine katıldı.. Birinci Galatasaray Sergisi’nde Prof. Dr. Akil Muhtar adlı portresi ile “Gümüş Madalya” ve Zikr-i Cemil ödülünü aldı.

http://www.mkutup.gov.tr/bolum/tablolar/resim/15.jpg1919 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne Usulü Resim öğretmenliğine getirilen sanatçı Güzel sanatlar Birliği kurcuları arasında yer aldı ve ölünceye kadar da yönetim kurulu üyeliğini sürdürdü.

1922 yılında öğrencisi Güzin Hanım’la evlendi.

1927’de Usul-ü Tersim, 1933’te ise “Resim Atölyesi” öğretmenliğine atandı. Feyhaman Duran 1939 Ocak ayında İbrahim Çallı ve Ayetüllah Sümer birlikte İsmet İnönü’nün portresini yapmak üzere Ankara’ya çağrıldı.

http://www.mkutup.gov.tr/bolum/tablolar/resim/53.jpg1951 yılında emekli oldu. Emekliliğinde çalışmalarını sürdürdüğü Beyazıt’daki evini müze olarak İstanbul Üniversitesi’ne bağışladı. 1914 Çallı Kuşağıiçinde yeralan sanatçı, 6 Mayıs 1970′te İstanbul’da öldü.

http://www.evetbenim.com/content/uploads/14/haber/15/Image/RESHEYMUZ/FEYHAMAN_DURAN,_N,_100.50_x_80.00cm,_Tual_zerine_yalboya,_mzal.jpgAtölyelerdeki eğitimin dışında, Avrupa resim sanatının birkaç yüzyıllık geçmişini barındıran müzeler ve açılan çağdaş sergiler yoluyla da sanatçı kimliğini geliştirmiştir. Feyhaman Duran, bu ortamda izlenimci resimlere yakınlık duymuştur. 19.yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan izlenimcilik, önceleri Fransa’da büyük tepki çekmiş, ancak daha sonra hızla benimsenmiş ve 20.yüzyılın başlarına gelindiğinde sanat çevrelerinde geniş ölçüde kabul görerek müzelere girmeye başlamış bir sanat üslubudur. Dolayısıyla Feyhaman ve onunla birlikte Paris’te bulunan genç arkadaşları, bu sırada Avrupa sanatının en etkin üslubu olan izlenimciliği benimsemişlerdir.

 

Hikmet Onat,

(d. 1882 İstanbul – ö. 1977 İstanbul), Türk ressam.

Empresyonist akımın Türkiye’deki devamcılarından olan Hikmet Onat, Türk resim tarihinin büyük ustalarındandır. Bir asra yaklaşan yaşamında ancak bir kere sergi açabildi. Antikalar.com – Antik Müzayede, Antika Müzayede, Muzayede, Antika, Antik Muzayede,

http://mimoza.marmara.edu.tr/~ugur/sayi3/sayi3_resim/ub2.jpg

Siperde mektup okuyan askerler- Hikmet Onat

 

İlköğreniminden sonra, Heybeliada Deniz Harp Okulu’nu 1903 yılında bitirdi. Bir süre güverte subayı olarak görev yaptı. Ruhi Arel ile birlikte Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nde resim derslerine devam etti. Bahriye fotoğrafçısı Ali Sami Bey’in yanında çalıştı. Bahriye’den ayrılarak 1905 yılında İstanbulSanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi). 1908’de Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Güzel Sanatlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alarak sergilerine katıldı. Mezuniyetinden sonra, 1910 yılında açılan Avrupa sınavlarını kazandı, burslu olarak Paris’e gitti. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde Fernaed Cormon Atölyesi’nde dört yıl çalıştı. I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine yurda döndü ve Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) resim öğretmenliği görevine başladı. Müdür Halil Ethem’in isteği üzerine Sanayi-i Nefise Mektebi’ne geçti. Varnia Zarzecki’nin yerine hazırlık sınıfı hocalığına, ardından da atölye şefliğine atandı.

http://www.baybul.com/resimler/Resim-181208-1704/834-HikmetOnat2.jpg

http://www.baybul.com/resimler/Resim-181108-1241/4363-6403.jpg1914-1918 yılları arasında, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın desteklediği Şişli Atölyesi’nde diğer 1914 kuşağı sanatçıları gibi savaş ve asker konularında resimler yaptı.

1922 yılında Güzel Sanatlar Cemiyeti’ne kurucu üye olarak katıldı. 1939 yılında Halkevleri aracılığıyla düzenlenen “Yurt Gezileri””nde Bursa’ya gitti.

Yapıtları Devlet Resim ve Heykel Sergileri’nde yer aldı. 1973 ve 1974 yıllarında üst üste çalışmaları ödüle değer görüldü. İlk ve son sergisini ölümünden birkaç ay önce açan sanatçı, 14 Mart1977’de İstanbulda öldü. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikmet_Onat )

 

Nazmi Ziya Güran

( 1881 Aksaray İstanbul 1937) Türk ressam

Çocukluğundan beri sanata düşkünlüğü olan Nazmi Ziya, 1901 yılında Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl babasının ölümü üzerine 1902 yılında Sanayi-i Nefise’mektebi’ne kaydoldu.

Dosya:Goksudagezinti.JPG

Göksu’da Gezinti. N.Ziya Güranhttp://www.mkutup.gov.tr/bolum/tablolar/resim/40.jpg
Peyzaj- N.Ziya Güran1908 yılında mezun olan sanatçı aynı yıl kendi olanaklarıyla Paris’e gitti.. Bu arada Hoca Ali Rıza’nın kimseden etkilenmemesi yönündeki, hayatı boyunca sadık kaldığı öğüdünü aklının bir köşesinde tutarak müzeleri gezmekten geri kalmadı..

1911 yılında atölye arkadaşı olan Fransız asıllı Marcel Chevalier ile evlenen sanatçı, yurt dışında bulunduğu süre içerisinde aynı zamanda Almanya ve Avusturya’yı ziyaret etti. 1914yılında İzmir Muallim Mektebi Müdürlüğü ve İstanbul İl Tedrisat Müfettişliği gibi görevlerde bulundu..

Dosya:Mustafakemalpasa.JPG

M. Kemal Paşa- N.Ziya Güran

Taksim Meydanı- N.Ziya Güran1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne Müdür oldu. . 1909 yılında kurulan, ilk adıyla Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, sonraki adıyla Güzel Sanatlar Birliği içerisinde yer alıp onların 1916 yılından itibaren her yıl düzenli olarak gerçekleştirdikleri sergilere katıldı. Nazmi Ziya, arta kalan zamanlarında doğayla baş başa kalarak açık havada manzara resimleri üretmeye devam etti.

1937 yılında Akademi’de düzenlenen kapsamlı sergi sayesinde bu imkânı bulabildi.

300′e yakın resmini yerleştirmek ve asmakla titiz bir şekilde uğraştı. Bu heyecan ve yorgunluk, 17 Ağustos 1937 günü açılan ve 35 yıllık sanat hayatını ortaya koyan büyük bir sergiyle sonuçlandı. Ancak, aynı zamanda sanatçının bitkin düşmesine yol açtı. Sergi henüz kapanmadan 11 Eylül 1937 tarihinde gelen bir kalp krizi ölümüne neden oldu.

 

Hüseyin Avni lifij

(d. 1886 Samsun Lâdik ö. 1927 İstanbul) Türkiyeli Çerkez ressam

Sanatçının ailesi 1877–1878 Osmanlı Rus savaşı sırasında Kafkasya’nın Kuban bölgesinden göç ederek önce Samsun’a yerleşti. H.Avni Lifij, Samsun’un Lâdik ilçesine bağlı Karaaptalsultan köyünde doğdu. Çerkez, Adige kökenlidir.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/4/4b/Karag%C3%BCn.JPG http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/c/c3/Piolu_Kadehli_Otoportre.jpg
Kara gün- H.Avni Lifij                                           – Pipolu Kadehli Otoportre- H.A.Lifij1893 yılında girdiği İstanbul Fatih Aşıkpaşa Mahalle Mektebini 1896 yılında resim ve müzik derslerine özel ilgi duyarak bitirdi. Öğrenimini Şehzadebaşı’ndaki “Numune-i Terakki Mektebi”nde 1898 yılında bitirdi. 1906 yılında Fransızca öğretmeni İskender Ferit ve yeni tanıştığı Henri Prost, resimlerini Müze Müdürü Osman Hamdi Beye götürmesini önerince, dediklerini yaptı. “Pipolu Oto portre” adlı resmini beğenen Osman Hamdi Bey, bundan sonra da yaptığı resimleri kendisine göstermesini istedi. 1908’de Osman Hamdi Bey’in Paris’e göndermek istediği öğrenci adayları listesi, Hüseyin Avni Lifij’in de bulunduğu biçimiyle ve “Pipolu Oto portre resmi ile Abdülmecit Efendi’nin beğenisine sunuldu.

http://www.zilemiz.com/ressam/ressam09.jpg

1909 yılında Paris’e giderek Cormon Atölyesi’nde resim çalışmalarına başladı. Ressam Guillonnet ve Andre Lecomte Du Noüy ile dostluk kurarak serbest zamanlarında atölyelerine devam etti. 1912’de (İstanbul Erkek Lisesi)’nde resim öğretmeni olarak görev yaptı. Paris’te Louvre Müzesi’nde Luca Giordano’nun “Mars ile Venüs” tablosunun Lifij tarafından yapılan kopyasının da bulunduğu koleksiyon Güzel Sanatlar Okulu’nda toplanarak; 1915 Ekim ayında sergilendi. 1921 tarihli mazbatası uyarınca “Resim Eserleri Koleksiyonu”na katıldı. Türk ressamlar Cemiyeti Tarafından düzenlenen 4. Galatasaray Resim Sergisi’ne üç resim ile ve 7 poşad ve 1 eskizi ile katıldı.
Ekim 1922’de Bursa’ya Mustafa Kemal’i karşılamak için giden öğretmenler arasında sanatçı ile birlikte eşi Harika ve eşinin kardeşi Heykeltraş Nijad da bulunuyordu. Mustafa Kemal, Avni Lifij’i Ankara’ya götürdü ve Erkanı Harbiye’de dört ay misafir etti.

Ankara dönüşü “Karagün” ve “Akgün” tablolarının hazırlık çalışmalarına başladı. Bir yılsonunda söz konusu komposizyon tuvale uygulandı.

1924’te Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi Tezyini Sanatlar öğretmenliğine atandı. Ölümüne kadar Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi Tezyiniye Muallimi olarak görevde kaldı. “Mareşal Fevzi Çakmak Mesaide” tablosunu gerçekleştirdi. (İstanbul Resim ve Heykel Müzesinde), ancak bölümün ilk mezunlarını göremeden; 2 Haziran 1927’de Lalelide Harikzedegan Apartmanı’ndaki odasında henüz 41 yaşında iken, hayata veda etti.

 

Namık İsmail

Ressam Namık İsmail 1890 doğumlu olup Tophane veznedarı Çerkes İsmail Bey ‘in oğludur. Sanayi-i Nefise Mektebi’ni bitirdikten sonra 1912 ‘de Fransa’ya gitmiş ve Paris’te Ecole Nationale des Arts Decoratif ‘de Julians ve Cormon Atölyesi’nde 1914 yılına kadar çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye dönüp; Kafkas Cephesinde savaşmaya gitmiştir. Şişli’de kurulan atölyede bir grup ressamla birlikte savaş tablolar ı yapan Namık İsmail; ressam ve sanat tarihçisi Celal Esat Arseven ile birlikte de Türk ressamlar ı yapıtlarını sergilemek üzere 1917 ‘de Berlin ve Viyana’ya gitmiştir. Berlin’de iki yıl kalıp; Corynth ve Liebermann atölyelerinde ve müzelerinde çalışmıştır. Galatasaray Sergileri’nde resim kişiliğini tanıtan sanatçı, bir süre resim öğretmenliği, Güzel Sanatlar Akademisi Müdür yardımcılığı ve Milli Eğitim Müfettişliği görevlerini de yerine getirmiştir. Ayrıca, Genel sekreterliğini Dr. Şefik Hüsnü Deymer’in yaptığı Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’nın Vehbi Sarıdal’dan sonra başkanlığını yapmıştır. 1928 de Güzel Sanatlar Akademisi müdürü olarak atanıp, 30 Ağustos 1935 ‘te ölümüne kadar da bu görevde kalmıştır. Namık İsmail ‘in eser ve tabloları, Resim Heykel Müzeleri’nde ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır.

Dosya:Niharman.JPGDosya:Nimedihahanımportre.JPG
Harman – Namık İsmailCorinth’in geniş, kalın fırça vuruşlarından, lekeci, serbest, bir-iki seansta ortaya çıkmış hızlı, atak tekniğinden etkilenen Namık İsmail’in, sonraki dönem tablolarının çoğunda hocasının teknik ve üslubunu uygulandığına tanık olunur. Corinth’in tekniğine yakın çalıştığı Güvertede Adamlar tablosunda, bir renk karmaşasının, açık-koyu tonlamaların, renk lekelerinin ve resimsel değerlerin ön plana çıktığı gözlenir. Figürler, renk kompozisyonunun öğeleri olarak kullanılır. Bu resim, ekspresyonizmin benimsendiği, klasik resim anlayışının geriye itildiği, renklerin ve boya dokusunun, konunun önüne geçtiği bir çalışmadır.
Köy Evi – Namık İsmail.

http://www.zilemiz.com/ressam/ressam05.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/9/97/Guvertedeadamlar.JPG
Namık İsmail’in paletinde, 1923 tarihli “Bayır” tablosunda açıkça görüldüğü gibi gerçek bir renklenme başladı. Biçim kaygısı taşımadan, desene önem verilmeden, rengin ön plana çıkarıldığı bu çalışmada, renkler birbirine kaynaşarak, planların tuşlarla, kontur kullanılmadan, renk lekeleriyle bölünerek verildiği bir dönem başladı. Sanatçı, Fransa’da empresyonist, Almanya’da akademik, empresyonist ve ekspresyonist ressamlardan etkilenmesine karşın, konuya göre içinden geldiği gibi çalışmayı yeğlemiştir. Bazen paletinde hafif fırça vuruşları ve ışıltılı renklerin görüldüğü empresyonist, zaman zaman parlak renklerin ve karşıt tonların egemenliğinin hissedildiği ekspresyonist bir doğa ressamı, bazen realist bir figür ressam, sırasında akademik bir çıplak ressamı olmuştur. İkinci dönem resimlerinde renklerin ve boya dokusunun, konunun önüne geçtiği yoğun boya tabakaları dikkati çekmektedir. 

Ali Sami Boyar

( d. İstanbul 1880 ö. 1967 İstanbul )

Resme ilgi duyması küçük yaşlarda başladı. Binbaşı Cemal Bey’in ortaokulda resim öğrencisi oldu. Bahariye mektebi’ne 1892 yılında girdiğinde resim öğretmeni olan Kaymakam Şükrü Bey’den yağlı boya ve sulu boya tekniklerini öğrenen Boyar, 1901 yılında teğmen rütbesiyle mezun olur olmaz Bahariye İnşaiye Resimhanesi’nde görevlendirildi. Beş yıl boyunca görevine bağlılığı ve verimli çalışmalarıyla üstleri tarafından takdir edildi. Bir yıl Rehber-i Tahsil Okulu’nda yaptığı resim öğretmenliğinden sonra, dönemin Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın özel izni ile şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kayıt yaptırdı. Okulu birincilikle bitiren sanatçı, 1910’da Paris’e gönderildi. O dönemde Paris’te bulunan Çallı Kuşağı sanatçıları ile Güzel Sanatlar Akademisi’nde Cormon’un atölyesinde çalıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla 1914 yılında yurda dönünce Yüzbaşı rütbesiyle ordudan ayrıldı.İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ni kurarak; kız ve erkek bölümlerinin müdürlüğü görevlerinde bulundu. Eski eserler konusundaki uzmanlığı nedeniyle de şimdiki adı Deniz Müzesi olan Bahriye Müzesi’nin de müdürlüğü kendisine tevdi edildi.

http://www.turkkorsanlari.com/resim/turgutreis.JPGParis’te olduğu dönemde özel bir uzmanlık dalı olan mum heykel ve mulaj sanatını öğrendiğinden bu sanatı müzede uygulama fırsatı buldu. Müze kataloğunu hazırladı. Birinci Dünya Savaşı’nda, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Şişlide açılan resim atölyesinde aynı dönem arkadaşları Sami Yetik Hikmet Onat, İbrahim Çallı, Namık İsmail, Ali Cemal ve Avni Lifij ile beraber çalışarak askeri kompozisyonlar hamasi tablolar yapıp tarihi konularda eserler verdi.

http://www.ahmetnuray.com/kucuk_resimler/resimler/ali-sami-boyar-kultur-sanat-kenti-istanbul-resimleri.jpg

1922 yılında Halide Edip Adıvar’ın kız kardeşi Belkıs Hanım’la evlenen sanatçı, 1925 yılında açılan yarışmada birinci olduğu cumhuriyetin ilk pulları ve 1926’da ise ilk paraları kullanılmaya başlandı. 5 Aralık 1927 yılında piyasaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kâğıt parası olan 1 TL’nin üzerindeki resmin de sahibi olan Boyar, iki defa gittiği Londra’da 1926′da sergi de açtı. Atatürk’ün emri ile kurulan Ayasofya Müze Müdürlüğü’nde çok yönlü çalışmalar yaptı. Yabancı uzmanlarca mozaikleri temizlenen müzede Mabedin Vaftiz Teknesi’nin bulunması dünyada geniş yankı buldu. 1944 yılında emekli olan sanatçı Türkçe ve İngilizce “Ayasofya” adlı bir de kitap yazdı.

Emeklilikten sonra kendini resme vererek serbest çalışan Boyar, Türkiye’de “Yedirme Kazı Resim Gravür” çeşidinin ilk yapımcısıdır. Suluboya eserlerinin büyüklüğü ile tanınıp; eserlerine duygu ve düşüncelerini kendine özgü bir sanat karakteri ile yaratmış olan gerçekçi bir resim sanatçı olup; suluboya, karakalem, pastel, tarama, yağlı boya teknikleriyle yapılmış pek çok eser veren ve eserlerinin büyük bir kısmı tarihi belgesel değer taşıyan Ali Samami Boyar’ın Portre, peyzaj ve natürmort başta olmak üzere hemen her türde resim yaptığı bilinmektedir.

Askeri Müze, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Deniz Müzesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü gibi müzelerin yanı sıra yurt içinde ve yurt dışında özel resim koleksiyonlarında eserleri bulunmaktadır.

 

Kaynaklar

Yrd. Doç. Dr. Özand Gönülal, http://www.sanatteorisi.com/Makaleler.asp?sayfa=Oku&)
Turan EROL, Günsel RENDA –Geçmişten Günümüze Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi –sayfa 78–83 –Tiglat Yayınları 1980 )
Çağdaş Türk Sanatı, Sezer Tansuğ, Remzi Kitabevi yayınları,1. basım,1986,
Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, Günsel Renda -Turan Erol Sunuş: Suut Kemal Yetkin, C. : 1 Tiğlat Basımevi)
Güvemli, Z., 1975, Şeker Ahmet Paşa, Türkiyemiz Dergisi, Ak Yayınları, sayı 16, s .38-43 Nüzhet İslimyeli –Asker Ressamlar, Ankara 1965 Doğuş Ltd. Şti. Matbaası

http://www.rehberim.net/forum/c-d-455/127029-calli-kusagi.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/ Çallı-Kuşağı
Ufuk Hekimoğlu ,İbrahim Çallı ve Namık İsmail’de Kadın Teması, http://www.sanalmuze.org/arastirarakogrenmek/calliveismail.htm
Saim Kutsav. “Feyhaman Duran”. Ankara Sanat 1966, S.5, s.13. 24
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikmet_Onat )

http://tr.wikipedia.org/wiki/Nazmi_Ziya_Güran

http://tr.wikipedia.org/wiki/Hüseyin_Avni_Lifij

Vikipedi, özgür ansiklopedi, Namık İsmail
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Sami_Boyar

9.836 görüntüleme

Yazar hakkında

İlteriş Bülent AYDIN

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.edebiyatsahili.com/2012/03/10/turk-ressamlarin-tablolari-genis-arsiv/

Bir Cevap Yazın