«

»

Kas 10 2012

Bu Yazı bas

Ahmet Ümit Sultanı Öldürmek Geniş Özet

 

Ahmet Ümit’in bütün kitaplarını, çıktığı haftada hemencecik okuyan birisi olarak Sultanı Öldürmek i raflarda görünce tarifi mümkün olmayan bir heyecana kapıldım.

Aslında Ahmet Ümit’le ilk tanışmamız “Beyoğlu Rapsodisi ile olmuştu. İki günde bitirivermiştim koca kitabı ve etkisinden de uzun süre kurtulamamıştım. Böylesi bir anlatım, kurgulama, karakterlere yazılmış diyaloglardaki güçlülük beni deyimi yerindeyse etkisi altına almıştı. Ve o kitaptan sonra yazarın yayınlanmış bütün eserlerini satın aldım. “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir”, “Kar Kokusu”, “Kavim”, “Kukla”, “İstanbul Hatırası” ve daha niceleri. Şimdi aklıma gelip sıraladıklarım bunlar sadece.

Sultanı Öldürmek ise yazarın yine aynı ustalıkla kaleme aldığı tarihi-polisiye türde bir roman… Son üç-dört kitabından beri işlediği konularda polisiyeyle tarihi çok ustaca harmanlamaya başlayan yazar bu kitabında da yine aynı tekniği ustalıkla devam ettirmiş ve benim gibi tarih meraklısı ve sevdalısı okurlar içinse benzersiz bir eser ortaya çıkartmış.

Kavim” kitabıyla başlayan tarihi-polisiye kurgulamayı, “İstanbul Hatırası” ile en üst seviyeye çıkmıştı zaten yazarımız. Sultanı Öldürmek ise bu çıtayı daha yukarılara taşıyor.

Kitapla ilgili düşüncelerime geçmeden önce buyurun arka sayfasına beraber göz atalım:

“Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”

Ahmet Ümit’in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi… Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin’in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü… Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri “Ulu Hakan”ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?

“…Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah’ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye’yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu’nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed’in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han’ın cansız bedeni…”

Ahmet Ümit, kusursuz bir kurguyla ele aldığı bu cinayet-aşk-tarih örgüsünde edebiyat okurlarının gözündeki ayrıcalıklı yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.

Burada araya girip çok ilgimi çeken bir yenilikten haberi olmayanları da bilgilendirmek istiyorum. Yayıncı kuruluş ilk defa bir kitap için fragman hazırlamış ve bunu internetten yayınlamış. Göz atmak isteyenler buradan ulaşabilirler ancak şimdiden uyarmış olayım; film çok fazla spoiler içermektedir.

Gelelim kitapla ilgili düşüncelerime:

//Spoiler Uyarısı//

Kitap ilk cümlesinden itibaren sizi kendisine o kadar sağlam bağlıyor ki, okumaya mola verdiğinizde kitabı başucunuza iliştirirken farkında olmadan okuduğunuz sayfa sayısına hayret edebiliyorsunuz.

“Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”

Müştak Serhazin’in hazin dolu yaşamına yolculuğumuz bu şekilde başlıyor. Yirmi bir yıl önce kendisini terk eden sevgilisi Nüzhet’in telefonuyla bir anda yaşamı bambaşka bir hal alıyor tarih profesörü Müştak’ın. Kitap boyunca kahramanımızın iç dünyasına öyle tanıklık ediyoruz ki bir zaman sonra biz de Müştak Serhazinolup çıkıyoruz.

“Psikojenik füg” hastası Müştak hayatının belli dönemlerinde bu hastalığın sebep verdiği krizlere yakalanabiliyor. Bu kriz esnasında hiçbir şey hatırlamıyor. Belki normal yaşantısına devam ediyor, çıkıp gezip dolaşabiliyor, yemek yeyip insanlarla muhabbet edebiliyor ama krizden çıktıktan sonra kriz başlangıcı zamana dönüyor ve bu süre boyunca yaptığı hiçbir şeyi hatırlamıyor. İşte Nüzhet’in evinin önünde kendine geldiğinde yeni bir krizden çıkmış olarak buluyor kendisini kahramanımız. Kriz esnasında neler yaşadığını anlamaya çalışırken Nizhet’in evinin kapsının açık olduğunu ve içeri girdiğinde ise eski sevgilisini Fatih Sultan Mehmet tuğralı bir mektup açacağıyla boynundan bıçaklanarak öldürüldüğünü görüyor.

Peki katil kim? O esnada hafızasını kaybeden tarih profesörü, Serhazin’lerin son temsilcisi Müştak Serhazin mi yoksa Nüzhet’in Fatih Sultan Mehmet ile ilgili yaptığı araştırmaları çekemeyen meslektaşları mı?

Nüzhet başarılı bir bilim insanı. Amerika’da ve dünya çapında tanınmış bir tarih profesörü. Son araştırması ise sır gibi sakladığı Fatih Projesi. Asistanı Akın’dan ve hocası Tahir Hakkı’dan başka bu projeyi bilen de yok. Fatih öldü mü yoksa zehirlendi mi? Eğer zehirlenerek öldürüldü ise bunu kim yaptı? Yoksa sevmediği büyük oğlu II. Bayezid mi?

Müştak, kendi iç hesaplaşmasının yanında içindeki “acabaları” da susturamıyor. Yoksa katil kendisi değil mi? Belki de bu projeye karşı çıkan bazı fanatik tarihçilerNüzhet’i ortadan kaldırmak istedi. Böylece bilerek Fatih Sultan Mehmet tuğralı mektup açacağını kullandı. Hocası Tahir Hakkı ve onun üç asistanı bu kanlı planı yapmış olabilirler miydi?

Ve tabi ki Ahmet Ümit’in bütün kitaplarından artık tanıdığımız cinayet masası polisiNevzat Başkomiser ve ekibi de bizleri yalnız bırakmıyor.

 

Sultanı Öldürmek (FARKLI KAYNAK)

“Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?”

Ahmet Ümitin Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi… Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazinin başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmedin tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü… Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri “Ulu Hakan”ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?

“…Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allahın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyyeyi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğunun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmedin şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Hanın cansız bedeni…”

Ahmet Ümit, kusursuz bir kurguyla ele aldığı bu cinayet-aşk-tarih örgüsünde edebiyat okurlarının gözündeki ayrıcalıklı yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.

 

‘Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız ‘ Ahmet Ümit’in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi… Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin’in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü… Bir aşk cinayeti mi Yoksa kökleri ‘Ulu Hakan’ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı ‘…Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah’ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye’yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu’nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed’in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han’ın cansız bedeni…’ Ahmet Ümit, kusursuz bir kurguyla ele aldığı bu cinayet-aşk-tarih örgüsünde edebiyat okurlarının gözündeki ayrıcalıklı yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.

 

757 görüntüleme

Yazar hakkında

ilteriş Bülent AYDIN

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://www.edebiyatsahili.com/2012/11/10/ahmet-umit-sultani-oldurmek-genis-ozet/

Bir Cevap Yazın